Her kırbaç izine kaş göz çizerdi çocuklar bir zamanlar kimine kanat, kimine ise yeleleri örüklü mavi bir uçan at... Ve dansederdi ağlayan gözlerinde renkli parmak kuklalar...
Bilirsin sen de henüz babamızdan utanmadığımız zamanlardı anlayacağın... Kundağımız kurumamıştı... Cinsiyetimizin adı pembe idi... Kardeşim utanmazın tekiydi ya aslında... Onu koruyan mavi kimlikti.... İşte bu pembe renk yüzünden yastığın altına gömdüm de başımı öyle sövdüm adiliğin anasına avradına...
Çocuk.. Açık yürek yaralarını ve kırbaç izlerini ve hissettiklerini allayıp pulladığın o yalan gelini almaya seninle parmak kukla oynamaya geldim...
söyle Bir bahar düşümüdür gördüm dediğim ya da güle bandırılmış yüreğin midir Kayaları çatırdatan asi sessizliğin
Çocuk hala elinde misketleri aldırmadan üzerine sıçrayan barut lekelerine yanağında gözyaşı izlerine ve cebine topladığı ölü balık yüzgeçlerine giydiripte gelinliği ve mavi bir damatlığı güneş sevdasına
Evlenecekler de... Mutlu olacaklar sanır...
Üzülme çocuk üzülme, O kanat çizdiğin kırbaç izlerine Kaş göz çizdiğin yaralı avuç içlerine kız oğlan kız sevda lekelerine karamerhem dokunulmamış bakir yüreğine bir gelinlik ve mavi bir damatlık getirdim...
söyle Bir bahar düşümüdür gördüm dediğin ya da güle bandırılmış yüreğin midir Kayaları çatırdatan asi sessizliğim
Açık yürek yaralarını ve kırbaç izlerini ve hissettiklerini allayıp pulladığın o yalan gelini almaya seninle parmak kukla oynamaya geldim...
Her şey azalıyor aşkın olmadığı yerde!
Kabuslar çıkıyor bir bir kapatıldıkları yerlerden.
Ve aşk alıyor öcünü..Her şey yamalı..Her şey tek bacağı kırık sandalye misali..üstünde düşündüm..üşüdüm...... Aşk çabuk bittiği için mi sahiciydi? Aşka gidelim mi,o eşsiz inceliğe?...Sorgusuz sualsiz... Aşk yoksa gerisi yalan,vesvese işte....
sanırım ilk dayağımı annanemden yedim. hangi taraftan akrabamız olduğnu birtürlü anlayamadım yaşlı bir ninenin sözü yüzünden.. faciaydı.
büyüdüm şimdi. durum değişmedi. dayak yok. ama bilirsin belki, bir laf vardır büyüklerde 'el ne der' diye.
bizimkilerin hayat felsefesi bu. acıyorum onlara. söylediklerine takmıyorum ama yine de...bir süreden sonra zor geliyor.
işin kötü tarafı kadınların kadınları ezmesi. benim yüreğimi en çok bu yaralıyor.
annem bu konuda iyi. ben de iyiyim. belki akıllanmaya başlıyoruzdur ha.
umutla..
-----------------------------------------------
Umutla canım...
Ben el ne der diye değil..
''El için ne diyorum ''
diye düşünüyorum...
Birden karşıma bir gerçek çıkıyor...
Sanki el'e gerek yok el içimizde ...
Bir kere demiştim..
''sen el için ne diyorsun?
Öyle ise sus, önce sen sus,kapat o çeneni..gerçekten yaşa...''
Kendi adıma susturuyorum..
Benim öz annem dahi yanımda üçüncü kişinin dedikodu veya kötüleyici anlamda adını anamaz..
Ya oradan giderim,ya da sus derim..
Bu bireysel bir savaşa dönüştü ...
Besleniyor insanlar kendi içindeki el/yabancı ile..
Bir gün bir arkadaşımı susturdum.Konuşacak hiçbirşeyi kalmadı.
Çünkü sadece komşularından besleniyordu.
İnsanlar yüzyıllar boyu bir gelişim göstererek toplumsal ilişkilerinde değişik dönemler atlatmışlardır.
İnsanların yazılı belgeler bırakmadan yaşadıkları tarih öncesi devre ait bütün bildiklerimiz gibi,kadın yaşantısı hakkında
arkeolojik araştırmalar ve mağaralarda bulunan iskeletler ile türlü araçlardan faydalanarak değerlendirme yapmak mümkündür.
Örneğin yontma taş devri ne ait kısa boylu tombul kadın heykelcikleri dikkat çekicidir.
Yazının bilinmediği yontma taş,cilalı taş ve maden devirlerinde toplumun yaşamı yazılı kurallar halinde olmadığından
kadınların yazılı hukukundan da söz edilemez.
mö 4000 YILLARINDA,Nil,Dicle,Fırat,İndüs bölgelerinde Uygarlık,o hali ile bile binlerce yıllık bir gelişme göstermekte idi.
***********
Kadına karşı zıt davranışlar:
Mezopotamya da kurulan devletlerde ise,kadın medeni ve siyasal alanda önemli bir yer almakta idi.
Kadın;akit yapma,alım-satım,hibe v.s,hukuki ehliyetlere sahip bulunmakta idi.Mısır uygarlığında kadının yeri ve
hukuk alanında durumu önem taşımakta idi.Düşünürler bunu,maderi ailenin etkileri olarak nitelendirirler.
Ancak Hammurabi yasaları pederşahi aile düzenini ve poligami anlayışını getirmiştir.
Pederşahi aile Hititleri fazlaca etkileyememiştir.Hititlilerde kumanda ve hükümet eden,hakimlik yapan kadınlar olmuştur.
İranlılar ise dinsel inançlarının etkisi ile kadınlara önem vermemişlerdir.Kadın anlamına gelen''zen''kelimesi,''vurmak'' anlamına gelen'zeden''den
gelmektedir.Çocuk düşüren bir kadına,üç gün üç gece bir kulübeye konarak,su yerine ÖKÜZ İDRARI verilmesi,onun toplumdaki yerini gösteren açık bir örnektir.
BAZI DÜŞÜNÜRLERE GÖRE:
Eflatun gibi bir düşünür,bir eserinde kadını çocuk yapmaya yarayan bir araç olarak nitelemiştir.
Isparta da kadının durumu daha kuvvetli olmasına karşın Atina'da kadınlar ile ilgili konular ,dinsel bir açıdan
değerlenidirilmiştir.Yunan düşünürleri içerisinde,kadın düşmanı olarak bilinen pek çok kimse bulunmaktadır.Örneğin Urpid
''Niçin Ey Jüpiter,kadının,bu sahte nesneyi,bu kusmuğu,burada güneş altında yarattın.Muradın eğer insanları yaratmak ise,onları kadın kucağından
hasıl etmekte ne zorun vardı...'' diyerek fikirlerini açıkladı.
Yunanistan'da ,evinde çocuk bakan evli kadından başka Hetari denilen,salonlar açıp bilgin erkekleri toplayan kadınlar da vardı.
Perikles zamanında meşhur ''İspazi'' nin evi Atina aristokrasisinin toplantı yeri olmuştur.
Ayrıca toplumda ''Pallague'' denilen ve güzelliklerini satan kadınlarda bulunmaktaydı.
Demosten ''bizim ruhi şehvetimiz için hetairlerimiz,bedenimiz için pallague larımız,çocuk doğurmak için ise kanuni eşlerimiz var.''
diyerek toplumun yaşantısını ifade etmiştir.
Bunların dışında hayatını kazanmak için çalışan halk kadınları ve tutsaklar da toplumun bir ölçüde sınıflandırdığı kadınları teşkil etmekte idi.
Roma da önceleri ,vesayet altında bulunan kadınlar çok renkli elbise giymekten bile yoksundular.
Bu yasanın kaldırılması çok çekişmeli olmuştur.
Ogüst'ün kızı Julya ile Sempronya,Filuya,Katalina,Ortansiya Romanın ünlü kadınları olarak tarihe geçmişlerdir.
Konan büyük vergilere karşı 1400 kadının protesto toplantısı yapması ve Ortansiya nın başarılı konuşması ile vergiden vazgeçilmesini sağlaması
toplum içinde kadının değerini göstermesi bakımından ilginç bir örnektir.
Roma da senatör,hakim ve prekonsüllük gibi görevi olan kadınlar,illerde devleti temsil etme yetkisini de almışlardı.
Golva Krallığı'nın kurulmasında büyük katkısı bulunan kralın annesi Viktorya kudretli bir kadındı.
Bu kadının krallığın kurulması nda kraldan bile fazla rolü olduğu iddia edilmektedir.Askerin eğitimi ile çok yakından ilgilenen bu kadın,ordu karagahlarını da ziyaret ederdi.
Orlean İmparatoru zafer kazandığında şöyle demişti:
''Bu kadın nasıl kadın bilmiyorum,öğütlerinde tedbirli,kararlarında sabit ve silahı ile herkesi yıldırmıştır.''
Roma da Heligola'nın annesi,Roma'nın en büyük kadını ünvanını alarak,üstün kadınları bir çeşit senatoda toplamakta idi.
Kadınlar bu toplantılara ipek elbiseler giyip,boyunlarına altınlar takarak,elmaslı ayakkabılarla gelmekte idiler.
Roma da kadın sosyal çalışmalara da yönelmişti.
Antoninin karısı ''Genç kızlara yardım'' cemiyeti kurarak ,pek çok yardım sağlamıştır.Yine Roma'da ''Afrikane'' adlı kadın
avukatın şöhreti bütün yüzyıl boyunca geçerli 0lmuştur.
Barbarlığın evreleri:
İnsan gelişimi geçmişteki akıl içerisinde kadın erkek ilişkilerini üretim ve dağıtım yöntemlerine göre şekillendirdi.
Mö 3000 yılına kadar insanın yalnız yaşayamayacağını anlaması, onu daha büyük topluluklar ortamına itti.
İlk insan toplumu sadece ağaç kökleri ve meyva tohumları ile geçinen göçebe aşiretleri idi.
Zamanla çoğalma ile gıda gerekliliği çoğaldı ve bağlar gevşedi.Ve yeni düzen arayışlarına girildi.
Bir değişim oluştu.
Morgan'ın ''ESKİ TOPLUM'' adlı eseri,vahşetten barbalığa ve uygarlığa geçiş dönemlerini inceleyen bir eser olup
F.Engels'in ''Ailelerin kökü'' adlı kitabı Morgan'ın incelemelerine dayanır.1861 de yayınlanan Beckofen'in ''Mederşahi'' adlı kitabı ise,
eski gelenekler,din ve hukuku inceleyen bir eserdir.
Morgan barbarlığın aşağı evresinde çanak ve çömlek yapımına geçildiğini yazar.
İnsanlar süt ve etinden yararlanmak için vahşi hayvanları ehlileştirmeye başlamışladır,deriden post,boynuzdan boru yaparak türlü işlerde kullanmayı öğrenmişlerdir.
Barbarlığın orta evresinde doğ uda faydalı hayvanların çok miktarda ehlileştirildiği,batıda ise besinlerin suni olarak düzltildiği ve geliştirildiği anlaşılır.
Ev yapmak için toz ve güneşte kurutulmuş kerpiç kullanılmış ve hayvanların evcilleştirilmesi sonucu sürüler meydana gelmiştir.Çobanlık hayatının ve besin bulma ihtiyacının
tarımın gelişmesine yol açtığı dönem ise insanları kararlı bir hayat yaşamaya zorlamıştır.
Barbarlığın yüksek evresi demir ve altının eritilmesi ve alfabenin icadı ile başlar.
Demir ,çatal ve aletlerin tarımda kullanılması,tarıma yeni bir yön verir.
Demir balta,bel,çapa,ormanları açmayı,toprağı sürmeyi kolay hale getirmiş,demirin eritilmesi ise yeni bir düzen sağlamıştır.
Mekanik sanatlar oluşmuş,silah yapımı gelişmiş,mimarlık değerlenmiş,mitoloji,şiir ve tarihin korunması sağlanmıştır.
Akdeniz sahillerinde bulunan Mısır,İtalya,Yunanistan en çok gelişen ülkeler olmuş ve bu gelişmeler dün yanın ilerlemesini büyük ölçüde etkilemiştir.
Morgan'ın aile şekli:
Morgan Newyork bölgesinde Iroquois Hintlileri arasında hayatının büyük bölümünü harcayarak bazı sonuçlara ulaşmışır.
Aile şeklinin varlığını ortaya koyarak tek yönlü isteğin egemenliğini tespit etmiştir.
Akrabalığın kandaşlık esasına göre mevcut olduğu ilkel topluluklarda,ilişkiler aşiret içinde sınırlı olmamışlardır.
Bunun sonucu olarak ta çocukların ortaklığı ilkesi meydana çıkmaktadır.Tevrat'ın ilk insan hikayesi bu görüşü doğurmaktadır.
Kandaş aile bu serbest ilişkilerden sonra meydana gelmiştir.B u kandaş aile ,geçen yüzyılın yarısına kadar Hawai de ismen bulunuyordu.
Beckhofen aynı kuralların Lidyalılar,Etrüskler,Giritliler,Atina ve Mısırlılarda uygulandığını da ispatlamıştır.
Semiyeler daha başlangıçta çocuğu ve akrabayı anne tarafından sayarlardı.Aşirete bağlı her fert kendi aşiretinin totem adını taşırdı.Maderi ailede kuşak ,ana tarafından değerli olup bunudan ötürü ana,ailenin başı sayılmaktadır.Maderşahi olduğu sürecesemiye meclislerinde kadının oy hakkı olup sesini duyurmada egemenliğe sahip idi.
MADERŞAHİ NİN İZLERİ:
Heredot'un anlattığına göre,Lidya'lılarda maderi kurallar geçerli idi.
Tarihte kraliçelerin ve kadın yöneticilerin görülmesi ve kadınların oğulları üzerinde etkili olarak
saltanat sürmesi,
mederşahiliğin izlerini taşımaktadır.
Babil,Mısır,Asur,Yunan ve Roma öncesi İtalyan aşiretleri,maderşahi den kalma esaslardır.
Diderot,Nil kıylarındaki erkeğin,Yunan ve Romalılardan daha çok kadına hak verdiğini söylemektedir.
Heredot'a göre Schian kadınları savaşlara katılır,bekar kızlar bir düşmanı öldürmedikçe evlenemez idi...
Güney Afrika'daki Amazonlar ve çeşitli aşiretler arasındaki incelemeler kadınlarla erkeklerin şiddet ve cesarette eşitliklerini ortaya koymuştur.
Sezar'ın İberian ve İskot kadınları hakkındaki düşünceleri ile,Kolomb'un Santa Guzda Hintlilerinin hücumuna uğradığı zaman,saldırganların arasında kadınlarında bulunması bu iddiaları doğrulamaktadır.
Kongo da yapılan incelemeler kadınların en az erkekler kadar ağır işler yaptığını göstermiştir.
Shellang ,Alman yönetiminde olan yeni Guinea 'da Papuanlar arasında yaptığı bir araştırmada kadınların erkeklerden daha sağlam bir bünyesi olduğunu ortaya koymuştur.
Orta Avustralya'da,kadınların erkeklerden daha mükemmel dövüştüğü,Küba'da kadınların erkekler ile birlikte savaşıp ,eşit oranda fayda sağlamaları da sıralanabilir.
Hindistan'ın birçok ırklarında,Kuzey Amerikanın bazı bölgelerinde ,Patagonyalılarda kadınlar,erkeklerden daha iri olup,Afganistan da birçok aşiretler arasında kadın kuvveti ile ün salmıştır.
Livingston'un''Güney Afrika'da misyoner Gezileri ve incelemeleri''adlı kitabında,Orta Afrika'da maderşahi ailenin egemenliği görülür.
Kadın tutsaklığı:
Nüfusun artması,tarım ve çobanlık iiçin daha geniş toprak ihtiyacı,aşiretlerarası kavgaya neden olur iken,iş gücünün önemini de ortayakoyar.
İşte bu değişim,erkek tutsaklığının yerini,kadın tutsaklığına bırakmasına yol açmıştır.
Ayrıca işbölümünün ilerleyerek,araç ve silahlara duyulan ihtiyaçlar,tarımın dışında el sanatlarının da meydana gelmesine sebep olunca kadın tutsaklığı gerçekleşmiş oldu.
Mülkiyet ve miras üzerindeki düşünce sisteminin değişmesi kadının bağımsızlığına çelme taktı.
Poligami ve poliyandri,yerlerini iki kişilik aileye bıraktı.
Böylece,ana tanrıçanın yerini de gökyüzü tanrısı ile tanrıçası almış oldu.
Semiye örgütünün bozulmasıyla kadının gücü ve etkisi de kaybolarak,anaerkil aile yerini,babaerkil aileye terketti.
Eski dönemlerde Yahudiler,kadınları para ile satın alır veya diğer ülkelerden çalarlardı.
Bu kadınlar tutsak veya cariye olurlar,ancak gerçek eşin yerini tutmazlardı.
Hz.Süleyman'ın yediyüz karısı olduğu ve 300 metresinin bulunduğu söylenir.
Yahudilerde babaerkil(pedeşahi) üzerine kurulu semiye örgütü yerleşince,kız çocukları mirastan yoksun bırakıldılar,
sonraları bu usul erkek evladının olmaması ile değiştirildi.
Yahudilerde kadının erkekler ile ,havrada yanyana ibadet edemeyişi ona verilen yer hakkında da yeterli bir delildir.
Bu anlayışa bakarsak,kadının meclislere üye olamaması,dinsel ve siyasal toplantılarda yerini alamaması çok doğaldır.
Atina'da Solon ,bir kadının aynı semiye içinde dahi olsa,ancak,babasının en yakın akrabasından başkası ile evlenmesi yasaklanmıştır.
Engels,anaerkil düzenden,babaerkil düzene geçişin barış içerisinde olduğunu söylerken,Beckofen,kadınların buna şiddetle karşı geldiğini söylemektedir.
Buna Amazonlardan,doğu memleketlerinden,Güney Amerika'dan,Çinden topladığı efsaneleri örnek göstererek iddiaları doğrulamaya çalışır.
anaerkil dönemde cyazılı kurallar olmayıp,zamamnın ilerlemesi ile,yeni medeni yasalar,eski klasik anlamını ancak Roma Devletinde buldu.
Böylece devlet örgütü meydana geldi.
Bu örgütlerin dayandığı düzene göre de kadın toplum içinde kısıtlı veya kısıtsız olarak yerini buldu.
SIRASI İLE ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE KADININ YERİNİ GÖRELİM:
ÖN ASYA -MISIR:
MEZOPOTAMYA
1-SÜMER'DE KADIN:
5000-6000 yıl önce anayurtları Orta Asya dan Mezopotamya ya yerleşen Sümerlerin uygarlık tarihinde oynadıkları rol küçümsenemez.
Hlak birçok tanrılara inanırdı.Tanrılar insan şeklinde idiler ve dolayısı ile insanların isteklerini hissedebiliyorlardı.
En büyük tanrıların adı Dingir olan Sümerlilerde kadın tarıların bulunuşu kadına yaklaşmın bir örneğidir.
Gılgamış destanı:
Üç bin mısra halinde çivi yazısı ile tespit edilen destan herbiri yılın,on iki ayının karşılığı olan oniki bölüme ayrılır.
Kudretli şairlerin eseri olduğundan hiç şüphe yoktur.Yaratıcıları belli değildir.
Gılgameş Uruk şehrinde hüküm süren bir Sümer kahramanıdır.Şehrin etrafını surlar ile çevirmek ister ve bu tanrılara şikayet edilir.Tanrıça İŞTAR
Enkidu'yu bu iş için görevlendirdi.
Ancak Enkidu Gılgameş'e dost oldu.Tanrıça onu cüzzam ile öldürdü.Gılgameş ölmezliğin sırrına ermek istiyordu ve sonunda gerçek ölmezliğin insanların zihninde yer etmek ve silinmemek olduğuna inandı.(!)
Burada bile kadın olarak sembolize edilen bir tanrının varlığı bile bize kadının yeri hakkın ipuçları verir...
Sosyal yapı:
Sümer tolumunda halk özgür olan ve tutsak bulunanlar ayrımına dayanmaktadır.
Din ve devlet yönetimini birleşik olarak kullanan kralların yanındaki kraliçelerin debdebeli bir yaşantısı olmuştur.
Sedefle işli vazolar,altın peruklar,markalı altın küpeler,sedef gerdanlıklar,altın iğneler parlak yaşamlarının işaretleridir.
Kral ve ailesi ile birlikte,rahipler ve nazırlarda bir sınıfı teşkil ederler.
Binbirgece masallarını andırır yaşantıları,muhteşem bir lüks içinde yaşayan bu üst sınıfların ve 14. Lui zamanında Fransa da olduğu gibi perukaları vardır.
Zengin sınıf kadınları saçlarını en değerli mücevherler,tokalar ile süslerlerdi.
Ancak tüm Sümerli kadınların aynı rahatlık içinde olduğu söylenemez.
Mülkiyetin korunmasının insanlardan üstün tutulduğu ,borç için tutsaklığın borçlunun eşine ve çocuklarına bile şiddet uygulandığı bu ortamın sosyal yapısını
anlamak ve değerlendirmek hiç zor olmasa gerektir.
Tarımla uğraşan aileler ile koyun ve keçinin yünlerinden kumaş dokuyan aileler içerisinde kadının görevi kolayca anlaşılabilir.
Hele her Sümer'linin evinde bir tezgah bulunduğu ve kumaş imalathanelerinin olduğunu tarihi bir gerçek olarak bilir isek
kadının çalışma zorunluluğu kolaylıkla ortaya çıkar...
Ayrıca bir ananın kızını satabilme imkanının bulunması ve bunu uygulma alanında zorluklar karşısında kullanabileceğinin doğal sayılması,sınıflararası dengesizliğin sonucudur.
NİNUNARTA'NIN ANNESİ:
Ninunarta'nın annesinin ,oğlunu ziyareti ve Ninunarta'nın annesine''dağların hakimesi'' ünvanını vermesi (Ninunarta yeryüzü tanrısının en büyük oğludur)
ünvanını vermesi
25-26 :''Kükremiş düşman,eşini ve çocuklarını yardıma çağırmaktadır.Fakat Ninnunarta ona nefes aldırmıyor'' Sümerce nin ''eme-sol'' lehçesi ile yazılan bu kısımda ise:''Evvelce oğlu Ninurta nın
yabaniliğinden dolayı çok kızan annesi,artık oğlunun hasretine dayanamaz.Uzak ve tehlikeli bir yol alarak dağa gider.Annesinin
bu cesaretinden çok memnun olan Ninnurta,bütün taşları yığarak meydana getirdiği bu muazzam kitleye ,Hur Sag ..dağ adını verdikten sonra,annesicne de ''dağın hakimesi Nin-hur sag adını verir.
Ninurta bundan sonra dağa emrederek,ilaheye hizmet etmesini ve bütün servetini onun istemine hazır bulundurmasını söyler.....
9 uncu tabletin 23 üncü ve diğer mısralarında şunlar okunur:
''Dağın zirvesi sana çocuklar yetiştirsin.
Boynu bal ve şarap hazırlasın,
gövdesi de senin için sedir selvi,
çınar ,şimşir ve ılgın yetiştirsin''
dağ aynı zamanda tanrı anneye ,meyveler,kokular,nebatlar,altın,gümüş ,bakır ve her türlü hayvanatı temin etmele yükümlüdür.
I. tablet 20:(Karısı) İlahe Bau nun krala dualar okluduğu,
28 :''Assaku o ,bir süt anneden meme emmemiştir.
33:Ey! benim yiğit kralım,bu adam şehre tekrar dönmüş ve anasına yardım etmektedir.
Bu örneklerin hepsi kadın ile ilgili olup,ona verilen değer ile alakalıdır.
Evlenmeler:
-Erkekler birden fazla kadınla evlenemzdi.
-Evlilik dinsel değil,medeni bir sözleşme idi.
-Evlilikler ana babanın izini esası ile ve tanıklar önünde şartlı sözleşme olarak yapılırdı.
-Erkeğin boşanma hakkı vardı,kadının da erkeği mahkemeye verme hakkı vardı.
-Evlenme sözleşmesinde,boşandığı zaman kocanın vereceği parayı tespit eden tazminat şartı vardı.
-Kocaya ihanet bir ceza şartına bağlı idi.
-Ailede esas olan monogaminin büyük ölçüde zedelendiğini görebiliriz.Kadının çocuğu olmaz ise ikinci eşin alınması da kurallar arasındaydı.
Miras:
-Kız ver erkek çocukları mirastan eşit hak alırdı.
-Ana baba çocukları mirastan mahrum edebilirdi
-Erkeğin ikinci kadınla evlenmesi halinde miras bütün çocuklara eşit olarak paylaşılırdı.
-Tutsak veya hizmetçiden olan çocuklar mirasçı olamazlardı...
Kız kaçırma halinde aile ile anlaşma olmaz ise kaçıranın cezası ölümdü.
-Kadın ailenin malı mülkü üzerinde koca ile eşit haklara sahipti.
-Erkek eşinin iznini almadan ortak aile malını satamazdı.
-Aile borçlarından ikiside aşit olarak sorumlu tutulurlardı.
-Kadın da erkek gibi iş tutma özgürlüğüne sahipti.
Ancak özgür ve tutsak kadınların aldıkları ücretler eşit değildi.
-Kadının tanıklığında da bir ayrım yoktur.
BABİL DE KADIN:
Babilliler Sümer ülkesini istila ettikleri zaman,kanun koyucu Babil Hükümdarı ünlü HAMMURABİ
Sümer yasalarını esas alan ve adı ile anılan yasayı çıkartmıştır.
Ancak kendi toplumunun haşin mizacını gözönünde tutarak daha şiddetli müeyyideler koyan Hammurabi,
aynı addaki yasada Sümer yasalarının birçok kurallarını aynen kullanarak topluma maletmiştir.
SOSYAL YAŞANTISINA DA BİRAZ DEĞİNELİM:
MÖ 2100 yıllarında Babil de asiller son derece pahalı yün elbiseler giymekte idiler.
Bu elbiseler parlak renklerde ve bol altınla ,işlenmiş oluyordu.Elbise kenarlarında püsküller vardı.
Bir erkeğin mevkii ne kadar önemli ise,püsküller de odenli bol ve uzun oluyordu.
Uzun bastonlar kullanan şık erkekler,boyunlarına şık işlemeli yuvarlak madalyon bağlı altın zincirler takıyorlardı.
Perçemleri olan erkeklerin hadım olanları hariç,yaşlıları sakal bırakıyorlar,uçları kıvrık bıyıklara rağbet ediyorlardı.
Bunlar çöl adamı olduklarından,güneş ışınlarından ve kumdan korunmak için bol elbiseler giyiyorlar ve şık olanları kokulu yağlar sürüyorlardı.
Kadınlar ise,yollu dokumalardan yapılmış parlak ve gösterişli elbiseler giyiyorlardı.
HAMMURABİ YASASI:
MÖ 1970 te İmparator Büyük Hammurabi hükümdarlığının ikinci yılında Bbail yasasını 3000 madde halinde sıralanmıştı.
Bu yasa ,mülk,yet ve medeni hukuktan ceza hukukuna kadar her alanı içine almıştı.
Şairlere göre Hammurabi bu yasayı bizzat GÜNEŞ TANRI nın ellerinden almıştı.
Ancak hukukçulara göre konu,ülkenin ticaret ve ziraat için yeni ihtiyaçlarını karşılamak üzre Sümer esas olmak üzere
komşu memleketlerin yasa ve kurallarından Babil devletinin yapısına göre değiştirilerek alınmıştır.
Bu şekilde Hammurabi İmparatorluğuna kattığı ülkelere,Babil yasasını kabul ettirmek yerine onların da bu geleneklerden
faydalanma yolunu seçmiştir.
Sınıflar:
Yeni yasa halki asilzadeler,serbest vatandaşlar ve tutsaklar olmak üzere,üç sınıfa ayırmakta idi.
Not:Bu yasalar ile ilgili ''DÜŞÜNCE TARİHİNDE ŞÖYLE BİR NOT DÜŞÜLÜR:
''Eğer Tevrat'ta yazılanlar,Musa'ya,Tanrı tarafından indirilmiş ise,Tanrı,büyük ihtimal ile bu yasaları Hammurabi'den aşırmış olmalı''
Ne ise devam edelim...Asilzadelerin özel imtiyazlara sahip olması doğla sayılıyordu.
Serbest vatandaşlara gelince,bunlar çalışmalarının karşılığında para kazanmak hakkına sahip bulunmakta idiler.
Bu hak,kendilerini küçük düşürmemek amacı ile asilzadelere verilmemişti.
Tutsaklar ise,sonuncu sınıf idiler ve en kalabalık kısmı onlar oluşturuyordu.
Bunlar yasalardaki bazı şartları uygulamak kaydı ile hürrüyetlerini satın alabiliyorlardı.Ayrıca özgür bir kadınla evlenirlerse
doğacak çocuk özgür olarak doğuyordu.
Evlenme hususunda kanun koyucu titiz davranmıştır.
Evlenme sözleşme ile meydana geliyordu.
Boşanma da kadın erkek eşitliği vardı.
Boşanan kadın,bazı hallerde çeyizini geri alabiliyordu.
Evlenmemiş asil kadınlara,hükümetten izin almak kaydı ile ticaret ile uğraşmak hakkı verilmişti.
Bu kurallar ise Sümer izlerinin belgesidir.
*Hamile bir kadına yapılan fena tedavi de yasanın 206 -214 . maddelerinde geniş bir yer alarak verilen cezalar vardır.
*Kız kaçırma için en ağır ceza uygulanır.
!Babil yasalarının başlıca amacı ailenin üyeleri va malları bakımından korunması ve hiçbirşeyin olayların akışına bırakılmamasıdır.
*Bu yasada cezalar ağır,tazminatlar yüksek olup,ülüm cezasının uygulanmasını gerektiren eylemler geniş bir çerçeveyi kapsar.
Sümer yasasından çok daha açık ve etraflıdır,suçların cezalandırması bakımından daha serttir.
ASUR DA KADIN:
Asur yasası,Babil yasasına oranla geridir.
Sargonit devresindeki belgelerden Babilden etkilenmediği anlaşılır.
Asur yasasındaki formüller,cezalar,terimler tamamı ile farklıdır.
Hammurabi yasası Milattan 13 yy ve balki daha önce bilinmesine rağmen,bu ülkede uygulanmamıştır.
Çünkü Hammurabi yasası koşullara göre biraz daha yumuşak kalmıştır.
1920 de bulunan Asur yasasının ve 1906 -1907 de bulunan Hitit yasasının esk dünya tarihini aydınlatmak için önemi çok büyüktür.
Bugün bildiğimiz Asur yasası üç tablet halindedir.
BU LEVHALARIN EN BÜYÜĞÜ 60 PARAGRAF YANİ MADDEYİ KAPSAMAKTA VE KADINDAN BAHSETMEKTEDİR.
* şayet bit kadın hür ise ve bir mabede girer ise saçları kesilir.
-Hür bir kadın küfreder ise,kocasına oğullarına ve kızlarına yaklaştırılmaz.
*hasta veya ölmüş adamın eşi evden herhangi bir şey çalar ve satarsa cezası ölümdür.
*Erkek ve kadın tutsak bir kadından birşey satın alırlarsa,tutsakların burun ve kulakları,kadının ise kulakları kesilirdi.
*ANCAK KOCA EŞİNİN BERAATİNE KARARA VERİRSE VE KULAKLARINI KESMEZ İSE ,TUTSAKLARDA CEZADAN KURTULURDU.
*BİR KADININ ELİNİ BİR ERKEĞE UZATMASI HALİNDE OTUZ KÜSUR MİNE (1010 GR AĞIRLIĞINDA GÜMÜŞ PARA VEYA MADEN PARÇASI)
ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR VE 20 DEĞNEK VURULUR.
*BİR KİMSE EVLİ BİR KADINA ELİNİ UZATIR ONA BİRŞEY YAPARSA,İSPAT EDİLDİĞİNDE BİR PARMAĞI,ÖPERSE ALT DUDAĞI KESİLİRDİ.
*EVLİ BİR KADININ TECAVÜZE UĞRAMASI HALİNDE İSE TECAVÜZ EDEN ÖLÜM CEZASINA ÇARPTIRILIR,KADINA İSE CEZA VERİLMEZDİ.
*ZİNA HALİNDE KADIN VE ORTAĞININ CEZASI ÖLÜMDÜR.KOCA EŞİ AFFEDERSE,ORTAĞÜI DA BERAAT EDERDİ.
*KADINA ATILAN ZİNA SUÇUNUN İSPAT EDİLEMEMESİ HALİNDE İSE 50 DEĞNEK,BİR AY KRAL ANGARYASINDA ÇALIŞMA VE HADİM EDİLME CEZASI VERİLİRDİ.
*ÇOCUK DÜŞÜRME HLİNDE FİİLİ İŞLEYENE 50 DEĞNEK,BİR AY KRALIN ANGARYASINI YAPMA VE İKİ KURŞUN TALENT ÖDENMESİ CEZASI
*EVLİ BİR KADININ MEŞRU OLMAYAN BİR HAREKETE ZORLAMAK DA KADININ RIZASI DIŞINDA İSE ÖLÜMLE CEZALANDIRILIYORDU.
Bu yasalarda genellkle kısasa kısas esası vardır.Vücudun önemli bir parçasını kesmek gibi..
Geri bir yasadır.
Boşanmalarda ise;
Evli bir kadın evinden atrıldığında,kocası onu geri getirebilir.Kadını kabul eden evin hanımının kulakları kesilir,ev sahibi koca ise tazminat öder.
*Dul kadın yeniden evlenebilir.
*Kocanın eşinin boşaması halinde kadının hiç alacağı olmaz,bu kocanın inisiyatifine bırakılır.
*Koca evi terkederse kadın onu beş yıl beklemek zorunda idi eğer kadın beklemez ve ikinci bir koca alır da çocuğu olursa ilk kocanın onu geri alma hakkı vardı.
*Bir evli kadının babanın evinde oturması halinde,koca onu boşarsa,eşi için ayırdığı dumukiyi geri alıp,getirdiği tirhite ise kadının uhdesinde kalır.
*Sokağa çıkan evli kadınların,özgür insanların kızlarının ve eşiyle beraber çıkan tutsağın,başlarını ve vücutlarını örtme zorunluluğu vardı.
*Ancak kocası olmayan mabet kızları,düşmüş kadınlar vehizmetçiler için bu yasak yoktu.
BUNLARIN ÖRTÜNMELERİ HALİNDE CEZA VARDI VE ÖRTÜNDÜKLERİNİ GÖREN VE MÜDAHELE ETMEYEN DAHİ CEZAYA ÇARPTIRILIRDI.
*Bir erkeğin tutsakla evlenmesi 6 tanığın önünde karısı olabileceğini ifade etmesi ve onun örtmesi ile mümkündü.
*Evli bir kadın,babasının evinde oturduğu ve kocası öldüğü takdirde dumakiye ancak çocukları yok ise sahip olabilirdi.
DUMAKİ:kOCANIN KENDİSİ İÇİN VERDİĞİ PARADIR.
*kADININ ÇOCUK DÜŞÜRMESİ HLİNDE KAZIKLANMA CEZASI VARDI VE ÖLÜSÜ GÖMÜLMEZDİ.
Mevcut belgelere göre ,Htit adı ilk kez MÖ XXVII. YY da geçmektedir.
O zaman Babil kralı Naram -Sin aleyhine birçok prensler tarafından aktedilen birliğe Hitit prensi Pampa da dahil bulunuyordu.
Hititler M.Ö üçüncü binin sonuna doğru,Küçük Asya'nın bir bölümünü ve daha sonra da Suriye ve Mezopotamya nın pek çok yerlerini zaptederek bir imparatorluk kurdular.
Böyle bir imparatorluğun yönetimini sağlamak için Hititlerin yaptıkları yasa 1906-1907 yıllarında eski Hitit krallarının oturduğu Hattuşaş şehrinde bulunmuştur.
HİTİT YASASI:
Bu yazı -mih- yazısı ile Hitit dilinde,kil levhaları üzerine yazılıdır.MÖ 1390-1350 yılları arasında yaşamış olan Şuppiluliumaş ve oğlu II. Murşiliş zamanında meydana geldiği sanılır.
Bu yasa eskiliği bilinmeyen bir yasanın değiştirilmiş şeklidir.
Hammurabi yasasından az daha sert ve Asur yasasından az daha yumuşaktır.
*Bir kimse özgür bir kadının meyvesini çıkarırsa(çocuk düşürme) eğer onuncu ay ise,on gümüş şekel verir.
Beşinci ay ise beş gümüş şekel verirdi.
*Hamile kadınlara manda sütü verilmemesi hakkındaki gerekçe şudur.Eğer bir kadın manda sütü içer ise onuncu ayda doğum yapar ve
bu da acı,zahmet çekmesine vesile olur.
*Çocuk düşürme olayı tutsak kadına yapılır ise cezası özgür kadınınkilerin yarısı kadardır.
*Özgür kadın tutsak ile evlenirse ,tutsak olur,çocuklarıda aynı kapsama alınır.
*Bir çoban özgür kadın ile evlenirse üç yıl tutsak olur.
*Nişanı bozan kız tarafı tazminatla yükümlüdür.
*Erkeğin nişanı bozması halinde satış bedelini ödemez.
*Hitit hukukunda evlenme bir satın alma akdi şeklindedir.
*Bir erkeğe vadedilen kız başkası ile evlenirse koca eski adaya satış bedelini öder.
*Başlık konusunda anne baba birlikte yer alır ama bu eşitlikleri anlamına gelmiyordu.
-Baba çocuklarını başkalarına tazminat olarak verme hakkına sahipti.
Bu hükümler evliliğin bir satış akdi olduğu görüşünü desteklemekte diğer yandan özgürlüklerin satış pazarı yapıldığı bi,r sosyal yapının işaretidir.
*Annenin velayet hakkı bir ölçü ile kısıtlanmış olduğundan,buna kısıtlı velayet de denilebilir.
*Anne çocukların tazminat olarak verilmesinde oy sahibi olamazdı fakat çocuklarını reddetme hakkı verilmişti.
*Baba evinde ölen kadının çocukları mirasçısı eğer kadın koca evinde öldü ise mirasçı koca olmakta idi.
*KADIN İSE KOCASININ ÖLÜMÜ HALİNDE ÇOCUKLARI İLE BİRLİKTE MİRASÇIDIR.
*iLGİNÇ BİR HÜKÜMLERİ VARDI:
*kADIN KOCASININ ÖLÜMÜ HALİNDE SIRASI İLE ÖCE KOCASININ ERKEK KARDEŞİ,SONRA KAYINPEDERİ VE DAHA SONRA(ÖLÜMLERİ HALİNDE)
EVLİ OLSA BİLE ONUN KARDEŞİ İLE EVLENEBİLMEKTE VE HERHANGİ BİR CEZA SÖZKONUSU OLMAMAKTADIR.
*Özgür bir adamın,tutsak kadınlarla,bir kimsenin,kardeşinni ölümü halinde yengesi ile olan birlikteliği serbest bırakılmış olup,özgür kadın ile evli adamın birlikteliği yasaklanmıştır.
TANRIÇALAR:
Hitit toplumunda kadın tanrıçalar yer almıştır.
Güneş tanrıçası Arinna,bir anlamda ana olarak nitelendirilmiş ve onda kusurları affeden bir kudret gösterilmiştir.
Bu da toplumda kadının değer ölçüsü sayılabilir.
Ancak bugünkü anlamda uygar sisteme yönelik bir kadın erkek eşitliğinden bahsetmeye imkan yoktur.
Siyasal haklar alanında kraliçelerin önemli rolleri vardır.
Kraldan sonra annesi ve ölümünden sonra kraliçe küçümsenemez roller almışlardır.
Tavananna ünvanını alan krali,çelerin fermanlarda kralla birlikte imza yetkisi,kadınların siyasal alandaki güçlerinin bir örneğidir.
*Mısır ve Hitit İmparatorları arasında imzalanan ikil anlaşmaların altında Kral Murşil in oğlu ile kraliçe Pudu Hepa nın
imzalarının bulunuşu,kraliçenin siyasal haklarını en iyi değerlendiren belgedir.
Bunun dışında yoksul ve kimsesizlere hükümette söz sahibi olabilen bir güce sahipti.
Ancak bu bütün kadınların sahip olabileceği bir hak değildir.
Genel anlamda erkeğin çok gerisinde bırakılan kadının siyasal bir etkisi olduğunu söylemek imkansızdır.
Nil ve Mezopotamya deltası ile İndüs vadisinde,MÖ 4000 yıllarında görülen tarihi gelişim büyük önem taşır.
Zamanla Nil'in belli başlı kolları üzerinde şehirler kurulmaya başlamış ticaretin gelişmesi ile onunla yakın ilişkisi olan din önem kazanarak rahipler sınıfı meydana gelmiştir.
İlk devrim ,Delta daki Busiris te gerçekleşmiş ve Osiris dini önplana geçmiştir.Busiris te kral,önceleri seçim ile işbaşına gelir iken sonradan babadan oğula geçme usulü benimsenmiştir.
Aşağı Mısır'ın şehir uygarlığı gelişir iken İndüs deltasında ve şağı İndüs vadisinde de şehirler çoğlıyordu.Bu şehirler MÖ 3400 yıllarına doğru birkaç katlı evleri,genel hamamları,kanalizasyon sistemleri ile gelişmiş bir ekonomik ve sosyal düzenin örneklerini veriyorlardı.
3500 yılına doğru Minos,Kuzey'in ''kırmızı tacı'' ile Güney'in ''beyaz tacı'' nı birleştirdi.
böylece ''eski imparatorluk'' devri de başlamış oldu.
Eski sosyal sınıflar arasındaki bütün ayrılıklar kaldırılarak,insanlar hukuk alanındaki eşitliklerini kazandılar.
Nüfus işleri devlet tarafından yürütülüyordu.
Yasa karşısında bütün Mısırlılar eşitti.
Aralarında asiller ve tutsaklar yoktu.
Aile kesinlikle monogam biçi,mdedir.
Aile karı kocanın kesin eşitliği üzerine kuruludur.
ESKİ İMPARATORLUK BABANIN,KOCANIN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TANIMADIĞI GİBİ YAŞÇA BÜYÜK VE ERKEK OLMAKTA BİR ÜSTÜNLÜK SAYILMAMAKTA İDİ.
MISIR DA KIZ VE ERKEK ÇOCUKLARININ EŞİTLİĞİ İLKESİ DAİMA ESAS ALINMIŞTI.
EŞİTLİĞİN BOZULMASI:
Rahipler sınıfının desteği ile tahta geçen V. sülale dinsel açıdan etki gösterdi.
VI. sülale döneminde asillerin monarşiye karşı galebe çaldıkları görüldü.
*Bu dönemdeki sosyal değişmeler Mısır hukukunda da etkilenmeye yol açtı.
BÖYLECE RAHİPLİK,MEMURİYET VE ÇIKARLARIN SOYDAN GEÇME İLKESİNE BAĞLANMASI İLE YAŞÇA BÜYÜK OLANLARI FAYDALANDIRMAYI ÖNGÖREN MİRAS KURALLARI HUKUĞA DAHİL OLDU.
*Asil aileler,aile reisinin otoritesi altına girdiler.
*Bu yeni aile sisteminfe kişilik özgürlükleri eriyiverdi.
*Evlilik nedenleri kral ailelerinde bile değişiklik gösterdi.
*PEPİ I GİBİ BAZI KRALLAR DEREBEYLERİN KIZLARINI ALARAK AİLELER ARASI EKONOMİK İLİŞKİLER KURMA ÇABASINA GİRİŞTİLER.
*Kral Pepi II döneminde derebeylik kaldırıldı,serfler özgürlüklerini kazandı.
Kral ve prens çatışmaları 2160 yılına doğru prenslerin üstünlükleri ile sonuçlandı.
Teb krallarının merkezi hükümet kurma çabaları olumlu sonuçlandı ve Osiris mistitizmi de bu konuda etkili oldu.
1800 yılına doğrı Mısır kabilelerin zorladığı bir ülke halini aldı.1580 de Mısır monarşisi tekrar kurularak Avaris krallarının egemenliğine başkaldırdı.
Mısır da monarşik yapıya geri dönüş dinin önemli bir yer almasına yol açtı.
Tanrı hukukunda tüm insanxların eşitliği ilkesi aile hukukunuda etkilerdi ve aile mallarının dağılması birliğinin de bozulmasına yol açınca kişisel hukuk yeniden önplana geçti.
TOPLUM YAŞANTISI:
Mısır İmparatorluğu barışçı hegamonya politikası izlediği yıllarda,ince kumaş dokumaları,fildişi ,tuvalet eşyası,parfüm ihtiyacına önem vererek,bunlarda gelir sağlıyordu.O devirde kadının fantazi ihtiyaçları toplumlar arası ticaret alanında bile önemli rol oynamıştır.
Tutmes III e gelinceye kadar,firavunlar ancak damarlarında ilahi kan dolaşan Mısırlı prensesler ile evlenebiliyorlar idi.Tutmes IV den itibaren firavunlar,diğer kuvvetler ile ortaklık ve dostluk anlaşmalarını değerlendirmek amacı ile politik evlenmeler yapmaya başladılar.TutmesIV asil bir eş olan bir Mitanlı ile evlendi.Amenophis III bir Fenikeli ile ve Tutmes Amenophis IV ün bir mitanlı ile evlendiği görülür.
Bunun dışında Babill ive Kilikyalı prensesler ile evlenenlerde olmuştur.
Ancak kraliçenin ilahi kan asaleti ile meşruluk kazanan kralları,rahipler,monarşiden daha üstün bir kuvvet olarak savunuyorlardı.
DİNSEL ETKİLER:
Kudretli bir imparatorluğun başı olan III. Amenophis yeni teogami nazariyesini ileri sürerek bu vesayetten sıyrılmıştı.Bu durumda kişisel hukuk üstünlüğü sağlanmış;kral,insanların tanrı önündeki eşitliğini savunarak,halk sınıflarının da yasa çerçevesine girmesini başqarmıştı.Böylece hususi hukukta da Mısırlıların medeni alandaki eşitliği kuvvet kazanmış oldu.
Ancak uluslararası ilişkiler Mısır a tutsaklığı soktu.Suriyeli tüccarlar ülkeye girerek tutsakları özellikle suriyeli kadınları satıyorlardı.
Bununla beraber tutsaklık daima önemsiz kaldı ve onlar ev işlerinde,çiftlik bölgelerinde kullanıldılar.Bu dönemde yabancıların Mısırlı kadınlar ile evlendikleri görülür.
Amenophis IV(AKHENETON) ise bir din devrimini başarmıştır.Yeryüzündeki yaratıcı tanrı çiftle temsil edilmekte,karı kocanın birbirine duyduğu aşk,tanrı sevgisinin bir işareti olarak ifadesini bulmaktaydı.
Tanrının bütün insanları eşit sevdiği kabul edilerek insanlar arasında ayrılık olmayacağı ilkesi benimsenmişti.
Bu yeni eğilim aile hukukunu da etkilemiş ve kadın-erkek ilişkilerinde eşitlik ilkesi benimsenmiştir.
Mısır zenginliğinin zirvede olduğu dönemde başkent el Amarna da şıklığın labildiğine önem kazanması kadınların sosyal yaşantıları kadar dilediklerini yapabilmelerinin de bir işareti olmaktadır.
Ramses II ,Horemheb in sosyal politikasını izledi.Yarım yüzyıllık barış devresinde Mısır da sosyal eğilim,birçok alanda etkisini gösterdi.Sosyal sağlıkla ilgili yasalar çıktı,özel işçi mahkemelerinin kurulması dikkat çekici idi.
Ramses III devrinde son parlak monarşi devri yaşandı.Daha sonra parçalanarak feodaliteye dönüş çizelgesini yaşadı.
BUNLARDAN ANLAŞILDIĞI ÜZERE MISIRDA SOSYAL HAYAT YÖNÜNDEN İLERİCİ GÖRÜŞÜN ETKİLERİ GÖRÜLÜR.
Hammurabi yasaları Mısır da vatandaşlar arasındaki kabile ve akrabalık bağından doğan her türlü farkı kaldırmıştır.
KRALİÇELER:
*Kraliçelerin önemi ise asla küçümsenemez.MÖ 1570 yılında kraliçe Hatşepsut çok güzel bir şekilde inşa ettirdiği tapınağın bahçesin diktirmek üzere,nadide nebat,ağaç ve tohum için birçok bahçıvanı yabancı ülkelere gönderdi.Bu da idare alanında kadın otoritesinin bir örneğidir.
*Tanınmış kişilerin eşleri büyük kabul törenleri düzenlediler.Yere atılan yastıklarda oturulur ve alçak masalarda altın,gümüş,porselen tabaklar ile bol miktarda çiçek bulunurdu.
*Müzisyen kızlar flüt,rebap ve harp çalarak gelen konukları ağırlardı.
*MÖ 1250 de koku ve makyaj kadınların en büyük silahı haline gelmiştir.
*Göz alıcı elbiseler,parlak mücevherler,süs eşyaları ile birbirinden renkli makyajları son derece cazip idi.
*Kadınlar,Asya dan koku getirecek ölçüde kokuya düşkündüler.Banyodan sonra vücutlarına sısam,ceviz,zeytinyağı karışımı bir madde sürüyorlardı.Mısır kraliçesi Nefertiti güzelliği ile ün yapmış bir kadındı.Bütün bunlar toplumda kadınların yaşantısı hakkında yeterli bilgi vermektedir.
Ve bu bilgilerden erkekler hakkında ipuçları çıkarmak ta elbette mümkündür.
*Sezar zamanında yaşayan Didero,Mısır daki kadının durumunu yakından biliyordu.İhtiyar ana babaya erkekler değil kızlar bakmakta idi der Didero.Ve Nil kıyısında yaşayan kılıbık bir erkeğin ,Yunanlı ve Romalı erkeklerden kadınına çok daha fazla hak tanıdığını.
*Kadın yöneticilerin görünmesi,oğulları üzerinde de etkili olmuş ve saltanatta da kadınların büyük rolü olmuştur.Bu da maderşahi nin izlerini taşır....
ataerklik..zamanla kaybolmaya yüz tutan..
sen sus babana söylerim haaa..o kız sen erkeksin..örneklerle sıralayabileceğimiz vb.konumlar
sayfandaki dünyan var ya..hah işte o dünyayı yöneten biz kadınlarız aslında..nasıl mı?parmak ucuyla.. sakın ola bu cinsellikle karıştırılmasın..insana dair insan olabilmenin ağırlığı..sevgi,saygı,değer hepsinin toplamı..empati kurabilmek..kadın-kadına çekememezlik olduğu müddetçe kadın hakları adına bir yerlere gelmeniz(genel anlamda) mümkün değil..
bu konular çok derin konular, birebir direkt konuşulacak konular desemde aklıma bi an konuş konuş konuş noluyosa?zaten yalnızca konuşmadıkmı?yazılı basın olsun görsel medya kiii orada konuşmanın tek bir amacı vardır..tamamen duygusal(rayting)her konuşan hahhh bak ne güzel konuştu..deriz derizde sonuç?kocaman bir HİÇ..savunduklarımızın yaptırımını hayata geçirebilmek adına birlik ve beraberliğin sağlanması..işte bu anlamda güdülmek değil maharet söz geçirebilmek..yasalarla,kanunlarla..
bu arada aklıma gelmişken denilirki; karısından korkmayan erkek varmı?bu ne demekse?bu şu demek..işte bu bağlamda bi çok kadın bayılıyor..mest oluyor..hahhh hahhh güleyimmmm..işine geldiği gibi mi? bu bi çelişki değil de neeee???kadın-erkek ayrımı saptaması değil demek istediğim..yukarıda da belirttiğim üzre..İNSAN OLABİLMEK...........................
sevgili melike,bu çoook derin konuyu paylaştığın için yüreğinden öpüyorum kalemine sağlık..harikasın canımcım, sevgiyle mutlu kal emi:)
umarım anlatabilmişimdirrr:)
küçük damla anlamını bilmezdi:
savaşın
hapishanenin
tutsaklığın
idamın
yaşarken ölmenin
bıkmanın
yılmanın
aşkın
o zamanlar mavi pembe yoktu ki beyaz vardı... umudun resgi beyaz...
------------
2008-12-20 23:45:11 - YELELERİ ÖRÜKLÜ MAVİ BİR UÇAN AT....!
Yazan: AKHENETON
Aşk...
Bir mum gibi eriyor gecenin iliklerine...
''ben seninle var'ım diyorum..Eğer''iki kişiden oluşuyorsa aşk'ın dünyası,dünya sen'den oluşuyor.Toprağım,suyum,havam,dağlarım ve tepelerim,çiçeklerim,böceklerim......Yani sen...Yani hayat...Yani aşk...
Her gece yeni masallara gebe kalıyor hayallerim...Aşk, gecelerimi mesken bellemiş,ve hayallerimi zevce...hergece görücü geliyor rüyalarıma,tereddütsüz kaldırıyor duvağını hayallerim ve sen'i yaşadığım an'lar kadar aşk çocuğunu emziriyor Illuna...
Biz evren oluyoruz....
Ve ben bu aşk'ı, seni yanıma alıp... yeleleri örüklü mavi ve cinsiyetsiz kanatlı bir at üzerinde kuruyorum biliyormusun...
Karnımın ağrısına isim koyamadılar,böyle ne bileyim tatlı bir ağrı bu,gülümsetiyor,gülümsemekten gözümden yaş geliyor her neden ise,sorana ''gözüme duman kaçtı'' diyorum ve bir sen aklıma geldiğinde olduğundan olacak....
Ben,sen koydum...
Bu ağrının adını....
Aslında acı'ya çok benziyor yalan değil ama içinde sen olduğun için,
Tatlı geliyor....
Seninle her gece mantar topluyoruz...
Sabaha her yan mantar kokusu...
Sanırım...
İnsan'ım...
Diyorum....
Akheneton...
----------------------------------------------------------------------------------------------
Bunu yazı olarak yayınlim de gör sen...
Bunun devamı var ,inanmam bu kadar kısa olduğuna ben...
Günümüz uygarlıkları ataerkil ilkeler olan koşullu sevgi,hiyerarşik yapı,yasalar,akıl ,soyut düşünceler ,somut ilkeler ve itaat üzerine inşa edilmiş durumdadır.İnsanlar genellikle içinde bulundukları dönemi''tek gerçek'' ve '' değişmez'' olarak görmeye alışmışlardır.
Ama ataerkil bir anlayışın,insanların varoluşlarına ve gerçek ihtiyaçlarına tam bir cevap veremediği açıkça ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle evrensel eşitlik,barış özgürlük,karşılıksız sevgi ,iyi insanlık maddi esenlik,kan bağı merhamet ve şefkat ile karakterize edilen anaerkil anlayışında toplumsal düzen içerisinde yerini almasının zamanı gelmiştir.
İki ilke bir sentez oluşturduğunda her iki ilke de birbirini tamamlarlar.Böyle bir sentezde ana sevgisi adalet ve akılcılıkla,baba sevgisi ise merhamet ve eşitlikle bütünleşir.
Erich Fromm
ANAERKİL TOPLUM VE KADIN HAKLARI
Hala şansları,yasaları,hakları var iken kendilerini bu zihniyetin erkek egemenliğinden
kurtarsınlar diyorum.Uyandıklarında çok geç olabilir.Kadının doğasında evrensellik vardır eğer dünya anaerkil ilkelerin bağışlayıcı,düzenli,evrensel,ılımlı ilkelerine göre idare edilmiş olsa bugün bütün dünya çok farklı yerlere gelecekti.Ancak ataerkil ilkelerin sertliği ve acımasızlığı bugün bütün savaşlara sebebiyet vermiş,kadını da etkisi altına alarak kendisinden çıkarıp ,kölesi olduğu zihniyetin dilediği an meleği,dilediği an şeytanı ilan edilmiştir.
Kadınların göremediği şey,ezildikleri değil,birbirilerini ezdikleri ve geriden gelen nesle zemini yine kendilerinin hazırladıklarıdır.
Sevindirik oldum yaaa:)))Su içerken bile aklına geliyorum ha:)))Dur azıcık şımarayım...Senin tarafından sevilmek çok güzel bir duygu.Çünkü ben de seni çok ama çok seviyorum.
İyi dileklerin için teşekkür ederim,evet çok çok iyiyim.
Çocuk için ise minnettarım canım.Tamamı müthiş.Okurken tüylerim diken diken,gözlerim dolu dolu oldu.Harika!
Sevgiye belge istemez ama arada bir sayfama gelindiğini bilmek hoş oluyor hani..
Beni de dolaşmış,okumuş diyor insan.Moral oluyor.
Haaa,evet,sayfamdaki o kıza benzediğimi söylerler:)))
Mavi buketi aldım,miss gibi...teşekkürler.
Şimdilik sevgiyle sarılıp,öpüyorum,sanal da olsa...yakında sahiden öpeceğim:)))
**************************************************************************************
Hoşgeldin...
İyi bil sayfana geliyorum...:))
Sevildiğini hissetmek çok hoş bir şey...
:))
sevgiler sana...
şımar şımar elbet şımar :))
'' tepedeki yeşil çam ağacı dinle!,
Yapraklarından biri ile
yanına duru bir nehir çizeceğim...
beslemek için güzelliğini''
Koşan,coşan,oyun oynayan ve hayal ve ümit
üreten çocuklar istiyoruum.Bu dünyada nesli
tükenmeyen çocuklar istiyorum.
Acaba çok şeyler mi istiyorum:))
Acaba diyorum; şimdiki çocuklar saklambaç oyununu
sek seki biliyorlar mı? Pahalı ve gösterişli kültürümüzün
semirmiş çocukları: ne güzel ve ne hormonlu bakıyorlar:))
*******************************************************************
ben de öğretmeli diyorum.
saygılar hoşgeldiniz:))
Erkekler ağlamaz.
Erkekler korkmaz.
Erkekler kari gibi gülmez.
Siz hiç kocasından önce ölen kadın gördünüzmü? Olamaz Çünkü Kadınların,Karıları yok...:)
Zira zavallı erkekler genç yasta Hakk'ın rahmetine kavuşuyorlar.
Siz hiç kapı komşusuna sabah kahvesine gidip karısını çekiştiren erkek gördünüz mü?
Fare görünce bağıran?
Bu ara sinirlerim zayıf' deyip habire ağlayan?
Oysa onlar da kadınlarla aynı duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya.
Lakin daha ilk gün ayaklarına mavi patik giydirmek suretiyle ''Ağır ol bakalım!' diyoruz.
''Ne alâkası var mavi patikle?'' demeyin. Mavi soğuk ve ciddi bir renktir.
Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf değildir o patiklerin rengi. Düşünülmüş, taşınılmış, seçilmiştir.
Ayağa giydirildiği anda kulağa şunlar fısıldanmış demektir: Sen erkeksin.
Erkek olmanın gerekleri vardır. Ömrünün sonuna kadar bunları yerine getirmekle yükümlüsün.
Ömrünün süresi ise çatlama kat sayına bağlı. İçine ata ata ne kadar yasayabilirsen artik.
Bize sorarsan pek uzun süreceği kanaatinde değiliz. Dikkat edeceğin husus, en dramatik hallerde bile mavi patikli olduğunu unutmamandır.
Misal, âşık oldun.
Sakin belli etme. Bırak karşındaki yansın tutuşsun. Sen ağır ol. Molla desinler yeter ki aşık demesinler.
Misal, sevgilinden ayrıldın.
Sakin ağlayıp sızlama. Yine bırak karşındaki yıkılıp sürünsün.Gözyaşı dediğin kadın kısmına yakışır. Zaten senin gözyaşı bezlerin mavi patik operasyonuyla alınmış bulunuyor.
Misal, eve hırsız girdi. Karınla yataktasınız. Tıkırtı duydunuz ya da hırsızla burun buruna geldiniz. Kim boğuşacak adamla? Bak bakalım karinin ayaklarına! Ne renk patikleri? Pembe.Ya hırsızınkiyle seninki? Mavi.
Kural, Mavililer boğuşacak.Pembeliler bağıracak.Herkes görevini bilsin. Ta doğumhanede yapıldı bu is bölümü.
Misal, esinle kavga ettin.Ne yapacaksın? Hiç. İşine gidip hiçbir şey olmamış gibi çalışacaksın.
''Ay İsmail çok sinirim bozuk, benimki sabah sabah anneme laf etti'' diyemezsin.
Karin o esnada telefonun başında, bir sigara ve bir kahve esliğinde arkadaşlarına seni çekiştiriyor olabilir. Olsun. Onun mazereti var, patikleri pembe.
Misal, evde aniden bir böcek peydahlandı.
Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen. Zira karinin gitmesi hiçbir ise yaramaz.
Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayıramaz mi? Ve sorarım sana, hangi böcek pembeden korkar?
Ama mavi...
Misal. Savaşa gidilecek.
Kim gidecek? Tabii ki mavi. Sen hiç ''Vatan sağ olsun'' diye bağıran pembeli gördün mü? Benim bildiğim penbeler kameranın karşısında ''Size baba diyebilir miyim amca?'' diyordu.Ve hatırladığım kadarıyla omzunda tüfek falan da yoktu.
heh o zaman,
kendinizi özgürleştirin kadını ezeceğinize....
bir yanlış var ise herkes içindir.
Doğru da öyledir.
ortak hareket etmeli...
haline üzüldüm :))
etekli iktidar kitabını okuyup gülmeli biraz:)))
Bi de kahvelere gizli kamera yerleştirmeli ...dedikodu dedin ya ondan dedim.
Duyuyorum bak şu anda Ahmet amcam ,pervin teyzemi hatalı sollamış gidiyor:))
Mustafa emmi ise gözlerini faltaşı gibi açmış ''hadi ya ,vay kavat vay'' diyor..Valla bak dinle dinle...Bak bak kahvenin önünden bir yeni gelin geçiyor..
tek başına nereye gidiyor ki bu,adam adam olsa karıyı salarmı böyle tek başına...
Arkadaşına mı annesine mi acaba...Bunu Veli dayıya demeli ki oğlanı uyarsın salmasın böyle karıyı sağa sola ...
kadının sırtından sopayı karnından sıpayı ...
vurdun mu kemik sesi gelmedi mi ben o dayağa dayak mı derim...
Bu doğru mu yanlış...
Ama birçok kadının da böyle düşünmesi beni hayretler içerisinde bırakıyor...
HALBUKİ BİRİ BAŞLADIĞINDA DİĞERİ DİNLEMESE İŞ BİTECEK...
''BİR ÇOK KIZ İLK TOKADI ANNESİNDEN YİYOR''
ÇOK İLGİNÇ...
Bu memelkette dış kapının mandalı bu emmiler teyzeler yüzünden kaç kızın canı yandı,kaç kız mezara girdi,kaç oğlanın hayatı kaydı acaba merak ediyorum...
AĞLA ARKADAŞIM AĞLA
AĞLANACAK KADAR VAR...
AĞLAMAYANLARA DA AĞLA...
KARI GİBİ GÜLMEK,KARI GİBİ AĞLAMAK DİYE BİRŞEY YOK..
İKİSİ DE İNSANLAR İÇİN...