Üç küçük isketeyi kader aynı kafesin içerisinde üç küçük kardeşe hediye olarak yazmış.Çocukların gözleri parlamış kendilerine hediye edilen isketeleri gördüğünde...Çocukların anneleri görür görmez ''tamam bunlar çok güzel ama kafeste beslenecek kuşlar değillerdir bunlar ,bir kere hiç salamazsınız,saldığınız an yakalamanız çok zordur,bunların hapislik ruhunda yoktur,dolayısı ile bunları kafeste tutmak büyük bir günahtan öte değildir,salalım mı?'' der...
Çocuklar ise... ''Hayııır,hayırr nolur salmayalım...'' derler. Ertesi gün olur... İsketelerin birisi daha o gece ''ölür.''Annenin de çocukların da içi parçalanır,anne kendisini tutamaz ölü isketeyi gördüğünde ağlamaya başlar... ''Bakın'' der,''size söylemiştim değil mi, demek ki en özgür ölenmiş,esarete bir gün bile dayanamadı,biz onların yaşama hakkını böyle ellerinden alamayız açın camı ve kafesin kapağını bakın o küçücük kuşlar nasıl o saniye uçup gidecekler,onları ait oldukları yere,göklere bırakmalıyız,belki anneleri ya da yavruları vardır onları bekleyen gitsinler...'' der.Bu sefer tereddütsüz kabul eder çocuklar ve ne olduğunu anlamadan cam açılır,kafesin kapağı açılır anne;''Şimdi iyi izleyin '' der,bu sahneyi izlemek çok zevklidir,iki canlıya hayatlarını vereceğiz ve bir canlıyı ait olduğu yere bırakmanın zevki onları avlamaktan çok daha fazladır,üç ,iki,bir ve özgürlük !''.Kafesin kapağını açar açmaz kuşlar uçar gider...Gerçekten de çocukların içlerindeki sevinç,huzur ve rahatlama kuşların arkalarından bakarken gözlerine yansımıştır....
Evet...o minik iskete ölerek diğer arkadaşlarına özgürlüğünü vermiştir.En azından çabuklaştırmıştır.Çünkü ''umut'' o evde yaşıyordu ve o kuşların o kafeste kalmak gibi bir işkenceyi yaşama ihtimali yoktu... yoktu...Sonrasında ölü iskete için küçük oğlan kendisine törenler hazırlamıştır,inerler bahçede ağlayarak ve törenle gömerler minik isketeyi...
Anne der ki;
''Çocuklar şimdi sizi alsalar ve bir kafese kapatsalar,ellerinizi kollarınızı bağlayıp hadi yemek ye deseler ve karşınıza geçip gülüp,eğlenseler,sizin dışınızda gelişen birşeylerin kurbanı etseler,ne hissederdiniz,işte ya körelir,solar giderdiniz,ya da o minik iskete gibi toprağın altı olurdu yeriniz..''
Bu insanların da bir tek derdi vardır, o da aslında göklerde salınması gereken beyinlerinin kendilerine dar gelen bir hapse konularak orada yaşamaya alıştırılmalarıdır.
Çocuklara ,bir kuşu,sevmek için bile olsa ellerinde tutmamaları gerektiğini öğretmeli.Çünkü o kuşların vatanı bizim ellerimiz,kafeslerimiz değildir...Görürsünüz eğer herkes böyle davransa bir gün '' koruma dernekleri'' kurulmayacak...Çünkü hiç kimse onları kafese kapatmak gibi bir düşünce içerisinde olmayacak... Dahası o kuşlar gelecek ,gelip ellerinize konacak ve ''beni sev'' diyecekler...
Melike....
Ve günahta özgürlüğün gelmesi ile birlikte yokolup gitmiş............