Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us




Video: Cancion Del Mariachi Benzer: antonio, banderas, cancion, del


mutluluğun şarkısı/Halil Cibran - Doyulmazdır,uğruna bir Cumhuriyet'lik ölmek/Aquarius - Blogcu



Doyulmazdır,uğruna bir Cumhuriyet'lik ölmek/Aquarius

13/6/2009 - mutluluğun şarkısı/Halil Cibran

Kategori: felsefe




İnsan benim sevdiğimdir..


İnsan benim sevdiğimdir, bende onun.Ben ona doğru gitmek isterim, o da beni arzular.
Keder benim, çünkü keder, onun aşıkıyla beni üzen ve ona eziyet eden bir ortaktır.Madde adında insafsız bir metrestir o.
Nereye gitsek, ayırmak için ikimizi, bir bekçi gibi bizi izler.
Sevdiğimi ararım ıssız yerlerde, ağaçların altında ve göllerin yanında, ama bulamam onu.Çünkü Madde ayartır, şehre götürür sevdiğimi, kalabalığın, ahlaksızlığın ve perişanlığın yanına.
Onu ararım bilginin evlerinde ve bilgilik tapınaklarında.Ama bulamam, çünkü toprağın giysisini giyen Madde, önemsiz şeylerle uğraşılan, yüksek duvarlı yerlere kapatır onu.
Rahatlığın kırlarında ararım sevdiğimi, bulamam, çünkü düşamanım, onu açgözlülük ve hırs mağaralarına bağlar.
Ona seslenirim şafak vaktide, beni duymaz, çünkü gözleri hırs uykusuyla ağırlaşmıştır.
Onu okşarım şelalelerle, sesizlik yücelir ve çicekler uyurken.Fakat anlamaz beni, çünkü ertesi günün işlerinin aşkı almıştır aklını.
Sevdiğim beni sever, beni arar işlerinde ama Tanrı'nın işleri gizleri beni, bulamaz.
Beni güçsüzüğün kafataslarından yapılmış şeref saraylarında, gümüşün ve altının arasında arar.
Ulaşamayacak bana, aşk ırmağının kıyısında yaptığı basit evinde,Tanrı'nın.
O, katillerin ve zalimlerin önünde kucaklayacaktır beni, oysa ben; masumiyet çicekleri arasında öpeceğim onu.
O, aramıza düzenbazlığı sokacaktı, fakat ben aracı istemem kötülükten uzak işlerde.
Sevdiğim, gürültüyü ve karışıklığı öğrendi düşmanım Madde'den.Ben, onu ruhunun gözlerinde yakarış yaşları dökmeyi öğreteceğim ve memnuniyetle iç çekmeyi.

Sevdiğim benimdir ve bende onunum..

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-07-08 18:24:33 - ...

Yazan: cigdemyavuz
Ne çok dönmüşüm kendi yüzüme,
göremeyen gözlerimle nasıl da yaşamışım.
Farkettim şimdi ne çok şey varmış aslında
görmeyi başarabilsem, sevebileceğim.
Oku oku bitmeyecek gibisin:)

-----------------------------------------------------

Hoşgeldin canım...
Umarım güzel paylaşım ve dostluklar ile birlikte olacağız..
Teşekkür ediyorum.
Sevgi ile


Düzenleyen amozonik gün: 8/7/2009 saat: 19:43
Bağlantı

2009-06-14 22:31:02 - ........

Yazan: amozonik
DIALOGLARDA AKTIF OLARAK YER ALAN KISILER SUNLARDIR.
TIMAEUS: Hakkinda tarihsel bir kanit yoktur.
CRITIAS : Platon'un büyük büyük babasidir.
SOKRATES : Platon'un akil hocasi ve ögretmeni. Atina'nin otoriteleri tarafindan, Atina'nin gençliginin ahlak yapisini zedeledigi için idama mahküm edilmistir. M.Ö. 466-399 yillari arasinda yasamistirr.
HERMOCRATES : Devlet adami Syracuse'un askeri

DIALOGLARDA BAHSI GEÇENLER
SOLON ; Atina'li gezgin, sair ve yasamaci, asagi yukari M.Ö. 638-559 yillari arasinda yasamistir. Plato'ya göre Misir'li rahiplerden, Atlantis'in hikayesini ilk ögrenen odur.
DROPIDES :Critias'in büyük büyük babasi. Hikaye ona uzaktan akrabasi ve yakin arkadasi olan Solon tarafindan anlatilmistir.
CRITIAS :Dropides'in oglu ve dialoglarda yer alan Critias'in büyük babasi. Hikayeyi Critias'a aktaran odur.
--------------------------------------------------------------------------------
Timaeus: Ne kadar minnettarim , Sokrates, sonunda gelebildim, uzun bir seyahatten dönen yorgun bir gezgin gibi. Artik dinlenebilirim. Varligima dua edebilirim. O hep yasli oldu ve beni ifsa etti, bagisladi, sözlerime katlandi ki onlar dogru ve kabul edilebilir bir sekilde ona söylemisti. Ancak kasitli olarak kötü bir sey söylemedim. Beni yormasi için ona dua ettim. Ödül ve ceza için ve sadece ödül ve ceza için yanilan dogru yola getirilmeliydi. Dilerim ki gelecekte tanrilarin jenerasyonu ile alakali dogru seyler söylerim ve bana bütün ilaçlardan mükemmel ve iyi olan bilgiyi vermesi için dua ederim. Benim duacima, bagislamasi için, bütün kanitlari Critias'a verdim. O anlasmamiza göre sonraki konusmayi yapacak olandir.

Critias : Ve ben, Timaeus güvenin disinda ve seninde basta söyledigin gibi önemli mesafeler hakkinda konusacaktim. Dilerim ki sana biraz ve hos görü gösterilir. Ayni sabir ve hos görüyü kendi söyleyeceklerim içinde istiyorum. Ve çok yi bilirim ki bu istegim zamansiz ve nezaketsiz görünebilir. Her seye ragmen yapmaliyim. Hangi insanin duygulari söylediklerini yalanlamak ister. Ben yalnizca senden fazla göz yummak için tesebbüs gösterebilirim. Çünkü benim temam çok daha zor. Ve tartisabilirim ki tanrilarin iyisiyle konusmak insanlarin iyisiyle konusmaktan kolay görünebilir. Tecrübesiz ve söze önem vermeyen dinleyicilerinin her hangi bir konuda konusmasi, ona büyük bir yardimla es degerdir. Biliyoruz ki biz tanrilarla karsilastirildigimizda ne kadar bilgisiz kaliriz. Ancak maksadimi anlasilabilir hale getirmeliyim, eger Timaeus sen beni takip edersen herhangi birimiz tarafindan söylenen her sey ancak sahte ve temsili olabilir. Ressamlarin vücutlari tanrisal ve cennetsel benzerlikler içinde yaptiklarini hesaba katarsak, memnunlugun degisik ölçümleri, izleyicilerin gözlerinin nasil algiladiklarina baglidir. Görürüz ki herhangi bir devrede sahte dünyalar, irmaklar, agaçlar, evren ve orada bulunanlari yaratan sanatçilardan memnun oluruz. Hiç bir sey böyle bir konuyu özetleyemez. Resmi incelemeliyiz ve analiz etmeliyiz. Istenen belli belirsiz ve aldatici bir durum ve karanliga ilerleme. Ancak ne zaman her hangi biri insan formunu basit ve çabuk resmetmek isterse, bizde hatalari bilmek için çabuk oluruz. Ve tanidik benligimiz bizi sert bir yargiç yapar, benzerligin her noktasini kaybetmek ister gibi, ayni seyin söylemlerimizde de olmasina riayet ederiz. Tanrisal veya cennetsel bir resimden memnun oluruz, onun benzerleri de bizi memnun eder. Oysa ahlaki ve insansal elestirilerimizde daha özetsel olur. Eger ki konusmalarimizda anlatmak istediklerimizi uygun bir sekilde dile getiremiyorsam bani bagislayiniz. Insani seylere benzeyenlere onay ve önem vermek, iyinin tersini yapmaktir. Size önermek istedigim bu durum ayni zamanda yalvarmak, Sokrates artik daha az olmamaliyim, fakat az sonra söyleyeceklerime daha müsamali. Hangi lütuf ki istemekte hakliyim, sende bagislanmaya hazir olursun.

Sokrates: Tabi ki Critias senin istediklerini karsilayacagiz ve ayni seyi Hermocrates'den de bekliyoruz. Sen ve Timaeus kadar iyi, herhangi bir kuskum yok ki kisa bir süre sonra onun sirasi gelince oda ayni isteklerde bulunacaktir. Senin gibi eger kendisine taze bir baslangiç saglanabilirse ve defalarca ayni seyleri söylemeye mecbur kalmazsa, birakalim anlasinki müsamaha uzun süredir ondan beklenen bir seydi. Dostum critias sana tiyatronun yargisini bildirecegim. Genel düsünce son aktörün sasilacak kadar basarili oldugu, onun yerini alabilmek için büyük bir müsamaya ihtiyaç var.
Hermacratos: Uyari, Socrates ona ögütledigin sey, benimde kendim için yapmam gereken bir sey. Ancak unutma Critias bu zayif kalp asla zaferi yükseltmez. Bu nedenle gitmeli ve tartismaya bir erkek gibi katilmalisin. Ilk önce Apollo ve Musa'ya yalvar ve sonra seni öven sesleri duymamizi sagla ve herkese büyük hünerli kadim yurttaslarini göster

Critias: Dostum Hermociritias , sen ki son mevkidesin, ve önünde baskasi, kalbini henüz kaybetmedin durumun agirligi seni yakinda ortaya çikaracaktir. Bu arada senin davetine ve cesaretini kabul ediyorum. Ancak bununla beraber bahsettigin tanrilar ve tanrisal varliklar arasindan, ben özellikle mnemosyne yalvarirdim. Konusmamin bütün önemli kismi onun lütfüna muhtaç ve eger benim tarafimdan söylenen ve solon vasitasiyla buraya ulasan seyleri yeteri derecede hatirlayabilir ve dile getirebilirsem, süphem yok ki bu tiyatronun isteklerinden memnun olacagim. Ve simdi, daha fazla oyalanmadan baslayacagim. Izin verin önce gözlemlerimle baslayayim. Bu geçen 9000 yil Heracles'in, Pillar's disinda ve içinde ikamet edenlerin arasinda olan savastan itibaren olan zamanin toplamini ifade eder ki bu savasi size izah edecegim. Bir taraftaki savasçilar Atina'nin liderleri olarak kaydedilmis, ve savasin disinda dövüsmüsler, öteki taraftaki savasanlar ise Atlantis'in krallari tarafindan kumanda edilmisi ki bu ada (Atlantis) Libya'dan, Asya'ya kadar uzaniyor. Ve bir deprem sonucu batiyor. Buradan okyanusa açilmak isteyen denizcilere geçilmez bir çamurdan engel olusturuyor.
Tarihin gelisimi ile çesitli milletlerden, barbarlarin ve Helen uygarliklarinin basarili bir sekilde ortaya çikmalari ve sahnede var olmalari sonucu ancak özellikle size o dönemde ki Atina'yi tarif etmeliyim. Onlarla savasan düsmanlarini ve bu iki kralligin saygi deger ve güçlü devlet adamlarini Atina'nin üstünlügünü teslim edelim.
Eski tanrilar zamaninda tüm dünya tanrilar arasinda dagitilarak pay edilmisti. Tartisma yoktu. Dogru kabul etmezsek dahi, tanrilar hangi kismi kendileri için uygun oldugunu bilmiyorlardi. Veya bildikleri halde kavgayla kendilerine daha uygun ve ötekilere ait bazi bölümleri almak isterlerdi. Onlar yalnizca pay ederek istedikleri yerleri almak isterlerdi. Kendi yolunda ilerleyenler ise ki onlar bize bakan insanlardi. Onlarin bakiciligi ve bonkörlügü aynen bir çobanin bir sürüye bakmasi gibiydi. Yalnizca felaketleri kullanmayanlar veya vücutsal güçlerini kullanmayanlar, ani çobanlarin yaptigi gibi ancak bizi kayigin arka tarafini idare eden pilotlar gibi yönetirlerdi. Bu hayvanlari yönetmek için kolay bir yoldur. Ruhumuzu kendi zevklerine göre inanç dümeninden tutarak, tüm ölümlü yaratiklara rehberlik ettiler. Simdi degisik tanrilar degisik yerlerde siralanmis, kendi paylarina sahipler. Hephaestus ve athena ki onlar erkek ve kiz kardestiler. Ayni babadan tohum almislardi. Ortak dogalara sahip filozofi ve sanat sevgisi ile birlestirilmis. Bu topragin ortak parçasini elde etmis. Isimleri korunmus ancak eylemleri gelenekleri ve hatalarini kabul edenleri yakilarak yok etmislerdi.
Ne zamanki kurtulanlar olmus ki zaten bunu söyledim. Onlar daglarda oturan insanlardi. Yazi sanatina önem vermezler. Yalnizca toprak hisirtilarini tanrilar ancak bu hirsizlarin neler yaptiklarini bilmezlerdi. Çocuklarina vermek istedikleri isimler yeterli olacak isimlerdi. Ancak hünerlilerin ve sedeflerinin biraktiklari yalnizca karanlik gelenekleri kabul eden kuramlardir. Bunlar kendilerini ve çocuklarini hayatin bir çok gereksiniminden yoksun birakirdi. Bütün dikkatleride isteklerinin saglanmasina yönelttiler. Konusmalari uzun süredir ihmal edilmeleriydi. Mitoloji ve eski arastirma sehirlere bos vakitlerin ortaya çikmasiyla girdi. Bununla beraber hayatlarinin gereksinmelerinin karsilandigini gördüler. Bu benim vardigim sonuç. Çünkü Solon dedi ki savasta bahsi geçen isimler ki onlar Theseus'da önceki zamanda kaydedilmis Cecrops, Erekhtheus, Ericthonus,Eryssichton ve buna benzer kadin isimleri. Bununla beraber kadinin ve erkegin beraber savasla ugrastiklari zamandan itibaren o dönemin erkekleri zamanin adetlerine göre bir figür olusturmuslar, ve tanrisal varliklari zirhlarla çevrili olarak görmüslerdir. Kanit olarak beraber yasayan hayvanlar erkek ve disi hünerler ve onlara verilen cinsiyet farki kabul edilmistir.
Sehirde oturanlar çesitli siniflardan oturan yurttaslardi. Zanaatciler vardi. Aile babalari vardi. Bir de ilahi, tanrisal insanlar tarafindan olusturulmis savasçi bir sinif vardi. Sonra ikamet edenler doga ve egitim için gerekli olan her seye sahiptiler. Kendilerine ait fazla bir seyleri olmasa bile olanlari ortak kullanmaktan memnunluk duyarlardi. Yiyecekleri disinda digerlerinden bir seyler almayi talep ederlerdi. Ve dün tarif ettigimiz bütün ugraslari yaparlardi. Sanki bizim hayal gardiyanlarimiz gibi.
Sehir hakkinda Misir'li rahiplerin söyledikleri yalnizca muhtemel seyler degil kanitlarla dogrulanmis seylerdir. O zaman ki sinirlar Isthmus tarafindan çizilmistir. Cithaeron ve Panes yükseltilerine kadar kita boyunca uzanan bir yol izliyordu. Deniz dogrultusunda asagiya devam ediyor. Oropus'u sagina aliyor Asopus nehri ile sol sinirini olusturuyordu. Topraklari dünyanin en iyi topraklariydi. Bu sebeple genis bir orduyu besleye biliyordu. Bu ordu çevrede bulunan insanlardan olusuyordu. Atticca'nin kalintilari ile (hala vardir.) dünyanin herhangi bir bölgesiyle karsilastirildiginda çesitlilik ve mükemmellik bakimindan otlaklarinin her çesit hayvan için uygun olmasi bakimindan gelismistir. Günümüzde bile bu topraklarda bol ve bereketli üretim devam etmektedir. Bunlar ki söylediklerimin dogru oldugunu kanitlar.
Size nasil anlatsam , acaba hangi parça o topraklarin artigi olarak kabul edilebilirdi? Tüm sehir kitanin geri kalanindan itibaren deniz üzerine uzanan bir burun gibiydi. Çevreleyen sular ise komsu bölgelere nazaran çok daha derindi. Bu geçen 9000 yil içinde bir çok sel meydana gelmisti. Geçen onca zamana , su ana kadar ve onca degisime ragmen hiç bir zaman daglardan gelen toprak ve kirin kayda deger bir birikmesi olmamis. Diger yerlerdeki gibi ancak dünya bütün çevresinde alçalmis ve görme alanindan çikmistir. Sonuç olarak, geçmisle bugünü mukayese edersek, yalnizca iskelet kalintilari, küçük adaciklar, akan toprak ve kirin zengin parçaciklari daglarinin yüksek yamacinin toprakla kaplanmis oldugu, ovalar ve düzlükler (bizim tarafimizdan yok edilmis). Phellus'un toprakla dolu oldugu ve daglarinda bereketli olmalari oldu görülür.
Bütün bu son izlerle beraber. Bugün bazi ormanlardaki besinler ancak açlarin ihtiyacini karsilaamaya yeter. Halen oradan kesilen kereste ile yapilan çatilari görmek mümkündü ki bunlar en büyük kulelerin çatilarini bile kaplamaya yetecek büyüklükteydi. Çok büyük baska agaçlar vardi. Insan tarafindan islenmek ve çiftlik hayvanlari beslemek için bereketli otlaklarda. Üstelik topraklar yillik dogal yagmurlar ile kendiliginden biçilecek hale geliyor. Simdiki gibi bosa akan sularla toprak kaybetmiyordu. Ancak bereketli imkanlara bütün bölümlerinde sahip. Bunu kendi bünyesinde sagliyor. Ve bereketli zengin kil yataklarina sahip, bunlar oyuk ve çöküklerin içine birakiliyor ve yukarilarda olusan akintilarla ve akarsularla besleniyordu. Halen bile eski bereketli kutsal kalintilar arasinda bir zamanlar akan akarsu , su izlerine rastlanabilir. Bunlarda söylediklerimin dogru oldugu bir kez daha kanitlar. Ülkenin dogal durumu ki toprak islenmistir. Inanabilir ki ülkenin iddiali, çaliskan, dogru insanlarinca yapilmistir. Bu kisiler onurlarina asil dogayi seven insanlardir. Buralar dünyanin en iyi kiline ve bereketli suyuna, cennetsel denebilecek bir iklime sahiptir. Su anda sehir bu bilgiye göre düzenleniyor. Ilk olarak akrapolis su anda oldugu gibi degildi. Bir aksam yagan siddetli yagmur sonucu bütün toprak temizlenmis ve kaya oyularak çiplak kalmistir. Ayni zamanda depremler ve olaganüstü su baskinlari ki bu Deocalion'un büyük yikima ugramasindan önce üç kez olmustur. Ancak ilkel çaglarda Acropolis dagi Eridanus ve ilisus'a kadar uzanir. Pnyx'i bir taraftan içine alir ve Lbcabettus'u Pnyx'in ters tarafindan sinir kabul ederdi.
Iyi bir kitle tepeden itibaren kapliydi ve bir iki yer hariç yüksek zirvesi vardi. Acropolis'in disinda ve daglarin eteklerinin zanaatçilar otururlardi. Çiftçi olanlar topragi sürer, savasçi sinif ise Athene ve Hephaestus'un zirvede bulunan tapinaklarinda yasardi. Üstelik buralari bir evin bahçesi gibi parmakliklar ile çevirmislerdi. Kuzeyde insanlar beraber yasar ve kisin yemek yemek için barinaklar kurarlardi.
Tapinaklarin yaninda ortak kullanim ve ihtiyaçlar için binalar yapmislardi. ancak bunlarin hiç biri altin veya gümüs ile süslenmis degildi. Bunlari herhangi bir amaç ugruna degil amaçsizlik ve gösteris arasinda bir yön bulmak amaciyla kullanmislardi. Alçak gömülü evler yapmislar. Çocuklarina, çocuklari yaslandikça onlari kendileri gibi olanlara birakmislar ayni sey olmustur.
Ancak yazlari bahçelerini yemek, barinaklarini terk etmisler dagin güneyinde ayni amaçli yerler yapmislardi. Su anda Acropolis'in oldugu yerde bir su kaynagi vardi. Bu kaynak deprem ile yok olmus, geriye bir kaç ufak dere kalmis ve çevrede varligini hala sürdürmektedir. Ancak bu günlerde su kaynagi bereketli su vermeye devam etmis ve kisla yaz ,için uygun sicakligi ayarlamistir. Bu onlarin yasayis seklidir. Kendi yurttaslari için koruyucu olma halleridir. Ve Helen'e liderlik eden insanlar ve onlarin istekli
takipçileridir. Her zaman için ayni sayida kadin ve erkegin bulunmasina dikkat etmisler her zaman hazir savasçi bulundurmuslardir. Bugün ise sayilari 20 birdir. Antik Atina gibi bu tarzda ülkelerini ve topraklarini dogru bir sekilde yönetmisler ve ayni seyi kalan tüm Yunan için yapmislardir. Tüm Avrupa ve Asya'da ünlenmisler irklarinin güzelligi ve ruhlarinin hüneri ve yasayan insanlarin kabiliyetler,i onlari tanitmistir. Eger bana çocukken anlatilanlari unutmamis isem size onlarin düsmanlarinin temeli ve karakteri hakkinda bilgi verecegim. Dostlar hikayelerini kendilerine saklamamali ve paylasmalidir.
Hikayenin devamina geçmeden önce sizi uyarmak isterim. Eger hikayede adi geçen bazi yabancilarin yunan isimlerine sahip olduklarini duyarsaniz, size bunun sebebini anlatayim; Hikayeyi siirinde kullanmak isteyen Solon isimlerinin anlamlarini arastirir ve ögrenir ki bunu yazan eski Misir'lilar bunu kendi dillerine çevirmislerdir. Solon hikayeyi dilimize çevirirken isimlerin manalarini düzeltir. Benim büyük büyük babam Dropides'te orjinal metin vardi. Bunlar hala bendedir ve tarafimdan dikkatlice çalisilmistir. Bu nedenle böyle isimler duyarsaniz sasirmayin. Hikaye su sekilde basliyor.
Daha önce ki konusmamda tanrilar paylarindan bahsetmistim. Onlar dünyayi farkli genisliklerde parçalara ayirmislardi. Ve kendileri için tapinaklar ve ilahi kurumlar kurmuslar. Possesidon, kendi payi olan Atlantis adasini aldiginda, fani biz kadindan çocuklar almis ve adanin bir yerine yerlestirmis ki az sonra anlatacagim. Burasi denize dogru bakiyormus l , ancak adanin en orta yerindeymis burada ovalarin en güzeli denebilecek bir ova ve bereket varmis. Ovanin yaninda fazla yüksek olmayan bir dag bulunuyormus. Bu dagda adanin en ilkel insanlari yasiyormus. Bunlardan birinin ismi Evanor imis. Karisinin ki ise Levcippe ve Cletio adinda bir kizlari varmis. Bu bakire kiz evlenme yasina geldigi siralarda annesi ve babasi ölmüs. Possedion bu kiza asik olmus. Ve onunla görüsmeye baslamis. Topragi yararak hem denizden hemde karadan kizin yasadigi dagi çevirmis. Iki karadan üç'te denizden olmak üzere nöbet bölgeleri yapmis bunlari adanin tam ortasindan ayni uzaklikta olmak üzere çita ile çevirmis. Böylece insanlar bu adaya ulasabilseler dahi, gemiler ve gezginler ulasamayacaklarmis.
Kendisi bir tanri olarak adanin merkezinde degisiklikler yapma konusunda güçlükle karsilasmiyormus. Topragin altindaki iki pinar getirmis, biri sicak biri soguk akiyormus. Kilden bereket alan bu pinarlar toprakta her çesit yiyecegin yetismesini sagliyormus. 5 ikiz çocuk getirip adayi 10 parçaya bölmüs. En büyük ilk ikizlere annesinin yasadigi yeri ve çevresini vermis. Burasi en büyük ve en güzel yermis. Onu digerlerinin krali yapmis. Digerlerine de prenslikler, emirlerine askerler ve genis araziler vermis. Hepsini isimlendirmis. Büyük olana yani krallik verdigine Atlas ismini koymus. Ondan sonra tüm ve okyanus Atlantik adiyla anilmis. Onun kendisinden sonra dogan ikiz kardesine Heralles'in Pillar'sin karsisindaki büyük payini vermis. Burasi gades bölgesi denilen yere bakiyormus. Yunanca Eumellus adini vermis. Bu kendi dillerince Gaderius demekmis. Ikinci ikizlerin birisine Ampheres digerine Evaemon ismini takmis. Üçüncü ikizlerin büyügüne Mneseus küçügüne ise Autochthon ismini vermis. Dördüncü ikizlerin büyügüne Elasippus, küçügüne Mestor ismini vermis. Son olarak besinci ikizlerin büyügüne Azaes, küçügüne ise Diaprepes ismini vermis. Onlar ve onlarin torunlari adada yasayanlar ve açik denizdeki adalari yönetenler olmuslar. Ve belirtildigi gibi tüm ülke üstünde Pillars'tan Misir'a ve Thrrhenia'ya egemen olmuslar.
Artik Atlas büyük ve saygi deger bir aile sahibidir. Krallik onun elindedir. En büyük oguldan ogula uzun süredir geçmektedir. O ana kadar hiç bir kralin sahip olmadigi büyüklükte bir zenginlige ve egemenlige sahiptir. Bunun tekrar olmasi olasi görünmekte ve ihtiyaci olan her seyle donatilmis durumdadir. Hem sehir hem ülke çok zengindir. Kurduklari imparatorlugun büyüklügü sonucu yabanci ülkeler onlara ganimet getirmekte ve zaten de adanin kendi kaynaklari onlara ihtiyaçlari olan her seyi sunmaktadir. Ilk basta topragi kazacak tuza benzer fusile denilen ancak daha sonra orichallum adini alan bir madde bulmuslardir. Tuza benzeyen bu madde altin hariç her seyden daha degerli kabul edilmekteydi.
Marangozluk için bereket alanlar ve kafi derecede evcil ve vahsi hayvan bulunuyordu. Üstelik adada çok sayida fil vardi. Diger hayvanlarin yasamasi için yeterli kosullar bulunuyordu bunlar göllerde, batakliklarda, daglarda ve ovalarda yasayan hayvanlardi. Kisaca tüm zamanlarin en genis ve en çesitli hayvan türleri yasamaktaydi. Ayrica yeryüzünde bulunan tüm güzel kokulu seyler, kökler, otlar, bitkiler, içecek ve meyvelerden damitilan esanslar bu topraklarda büyür ve yetisirlerdi. Yine topragin kabul ettigi her meyve islenebilir. Tüm kuru çesitten yiyecekler, kabuklu meyveler, içkiyi, eti, ilaci karsilayabilecek ürünler, eglence ve mutluluk veren bitkiler. Yemekten sonra bizi rahatlatabilecek seyler, çesit çesit tatlilar, bu kutsal ve bereketli adaya günes isigi gibi dagilmisti. Bir sonsuzlukla , böyle büyük bir kutsallikla toprak onlari donatmisti. Tapinaklarini, saraylarini liman ve rihtimlarini barinaklarini insa ettiler. Tüm ülkeyi asagida anlatilan düzenle idare ettiler.
Antik metropolis'i çevreleyen denizin denizin üstüne köprüler insa ettiler. Kraliyet sarayina giden bir yol yaptilar. Tanrilari ve atalari için saraylar insa ettiler. Basarili senerasyonlar yarattilar. Her gelen kral bir öncekinden daha basarili ve üstün oldu. Ta ki güzellikteki ve büyüklükteki ölçüyü kaçirana kadar. Denizden baslamak üzere 300 feet genisliginde 100 feet derinliginde ve 50 feet uzunlugunda bir kanal kazdilar. Bu kanali kanalin içine tasiyarak denizle arasinda bir geçis yeri olusturdular. Böylece bir liman olusmus oldu. Böylece genis kayiklari yanasmasi mümkün oldu.
Artik denizden ayrilan bölgenin genisligi 3 feet olmustu. Bundan sonra gelen kara parçasi esit genislikteydi. Ancak diger iki bölge biri deniz biri toprak olmak üzere 2 feet'di. Ve adayi çevreleyen ise 1 feet kalmisti. Sarayin bulundugu adanin çapi ise, 5 feet'di. Bunlara ilaveten Stadium'un 6/1'i genislikte bir parça etrafi kaya parçalari ile kaplanarak kalelerin ve bahçelerin oldugu ve köprüyle denizin geçildigi yerdeydi.
Kullanilan kayalar adanin merkezinin altinda buluna tas ocagindan ve toprak parçasindan alinmisti. Bunlar beyaz, siyah ve kirmizi renkte idi. Bu çökük iki çukur olusturuyordu. Bu çukurlarin dogal kayalardan çatisi vardi. Binalarin bazilari gayet basitti. Digerlerin ise renkleri degisikti. Böylece göze hos görünüyor. Dogal zevkliligi gösteriyordu. Duvarlarin tüm çevresi ince tabaka pirinç alasim ile kaplanmis daha sonraki duvar ise kalayla kaplanmisti. Üçüncü duvar ise Orichallum'un kirmizi isigi ile parliyordu.
Saraylarin yapiminda kullanilan düzen söyledir. Merkezde Cleito ve Poseidon'a ait kutsal tapinaklar vardir. Bunlar erisilmez tutulmaz ve altinla kaplanmistir. Burasi 10 prens ve ailelerin isigi ilk gördükleri noktadir. Oraya insanlar geleneksel olarak sezonun ürünleri 10 parça halinde getirirler ve her birine armagan ederler.
Poseidon'un kendi tapinagi bir stadyum büyüklügündedir. Yarim stadyum genisligindedir. Buna oransal yüksekligi garip barbarsal görüntü verir. Tapinaklarin disinda doruklari hariç gümüs kaplama, doruklari ise altin kaplamadir. Duvarlar sütunlar ve zemin orichalcum ile kaplanmistir. Tapinaklarda altindan yapilma heykeller bulunur. Tanri 6 atin çektigi bir at arabasi üzerinde neredeyse kafasi çatiya degecek yükseklikte insa edilmistir. Etrafinda ise 100 nerein yunuslar üzerinde yer alir ayrica yine tapinaklarin içinde diger önemli objeler bulunur.
Tapinagin çevresi ise altindan heykellerle çevrilmistir. 10 kral torunlari, esleri, akrabalari ve diger önemli kisiler ile yer alir. Bir de mihrap vardir. Bu mihrap muhtesemligi ve büyüklügü ile genel düzene ayni ahenkle uyar ve kralligin ve tapinagin yüceligini, büyüklügünü isaret eder. Diger bir tarafta birinden sicak birinden soguk su akan çesmeler, harika bol bir akicilik içinde harika ve mükemmel bir uyum yaratirlar. Etrafinda insaatlar yapmislar. Uygun agaçlar yetistirmislerdir. Ayrica sarniçlar insa ederler. Bazilari gökyüzüne dogru açik, bazilari ise çatilari kapali hamamlari vardir. Özel önemli kisilerin hamamlari vardir. Kadinlar için uzakta ve ayrilmis özel hamamlar bulunur. Bununla bize bereket ve hasat veren atlar ve çiftlik hayvanlari için ayri bölümler bulunur.
Suyun bir kismi Posedion korusuna tasinmis, burada her türlü güzellikte ve agaçlar yetistirilmis topragin mükemmelligi sonucu tüm artiklar köprüler vasitasi ile çevre disina tasinmistir. Ayrica çesitli tanrilara adanmis bir çok tapinak insa edilmis. Egitim ve talim için alanlar ve bahçeler yaptirilmis. Bazilari erkekler ile bazilari atlar için olmak üzere insa edilen iki ada bölgenin üzerinde binicilik egitimi için bir stadyum genisliginde bir alan ve adalari genisliginin el verdigi ölçüde binis yerleri yapilmistir. Ayrica araliklarla nöbetçiler için n2nöbetçi kuleleri yapilmis, güvenilir olanlar ise Acropolis çevresindeki bölgeleri korurlar. Bu koruyuculara genel mahal içinde yakin insanlarin kaldigi bölgeden evler tahsis edildi. Rihtimlar ise deniz askeri malzeme ile dolu olur. Ve kullanima hazir bulundurulurdu.
Saraydan çikilinca ve üç kara parçasi geçirince denizin hemen önünden baslayan ve uzayip giden bir duvarla karsilasirlar. Bu duvar her yere yaklasik 50 feet uzakliginda her yeri kaplar. Sonu2u kanalin agzi ile birlesir ve denize uzanirdi. Geri8kalan ar7zi ise, yogun olarak oturanlar ile doluydu. Kanal ve liman tekneler ve ticari gemiler ile doluydu. Bunlar degisik bölgeden gelen kalabaliktan yükselen sesle inleyen her türlü gürültü ve patirtini gece ve gündüz oldugu bir yerdi.
Size sehri ve yöreyi , antik saraylari neredeyse Solon'un sözleriyle aktardim. Simd1de adanin geri kala kisminin dogal durumunu ve isleyisini anlatayim. Tüm ülke onun dedigi kadariyla çok yüksek bir uçurumun üzerinde denize dogru, ancak yerlesim bölgeleri hemen etrafinda düz ovalarda, bu ovalar denize dogru inen tepeler ile kapli; düz ve boyu eninden uzun bir görünüme sahip, bir yönde 3000 feet stapia uzunlugunda uzanmakta, merkezi kisim ise 2000 feet uzunlugunda uzaniyor. Ada güneye bakiyor ve kuzeyinden korunakli. Çevreleyen daglar numaralarina. büyüklüklerine ve güzelliklerine göre aniliyor. uzaginda hala var olan yerel halk köyleri var Ayrica göller , nehirler her çesit agaç ve her türlü bereket var
Simdi size olayi tarif edecegim. Burasi doga ile süslenmis, çaliskan bir sürü kral ve onlari generasyonu ile büyük bir bölümü dikdörtgen seklinde ve boyu eninden fazla, dairesel bir hendek çevresinde yer aliyor. Bu hendegin eni, derinligi ve uzunlugu inanilmaz boyutta. Uzun bir süre çalisilmis olmanin izlenimini yaratiyor. Ilaveleri olmasina ragmen bir sahtecilik havasi vermiyor. 100 feet kadar derine kazilmis, genisligi ise her yerde bir stadyum büyüklügü kadar. Tüm ovayi çevreliyor ve 10.000 feet uzunlugunda. Daglardan gelen akarsulari içeriyor. Ovayi dönerek sehre ulasiyor ve sonunda deniz ile birlesiyor.
Iç kisimlarda ayni sekilde 100 feet eninde kanallar ovayi bölerek hendekle bulusuyor. Ve denize ulasiyor. Bu kanallar 100 feet araliklarla kurulu. Bunlarla agaç ve kereste daglardan sehre ulasiyor. Meyveler gemilerle tasiniyor. Çapraz geçitler kanallari kesiyor ve sehre giriyor. Yilda iki kez yagmurlarin ve kisin armagani olarak mayva toplaniyor. Ve yazin kanallarda bulunun ve irmaklarla saglanan su topragi suluyor.
Nüfus orani,her paylasim bölgesi bir lider bularak uygun bir askeri güç olusturuyor. Bir paylasim bölgesi 10 feet kare kadar. Tüm paylasim bölgelerinin toplami 60.000 kadar daglarda ve sehir disinda yasayanlarda büyük kalabaliklar olusturuyor. Bunlarda paylastirilmis. Her birine bir lider tahsis edilerek bölgelerinin ve köylerinin yönetimi saglanmis. Lider olasi bir savas için 6 savas arabasi, 10.000 kadar savasçi, iki at sürücüleri ile birlikte, bir çift savas arabasi ati sürücüsüz, bir at bakicisi ki gerektiginde savasabilecek ve yiyecek tasiyabilecek ve silahli adamlarin ardindan iki ata yön verecek bir arabaci iki agir silahli asker, 2 sapanci,3 tas atici,3 mizrak aticisi hafif silahli olacak ve 4 denizci 1200 tekneyi tamamlayabilen bulunuyor.
Bu anlatilan kraliyet sehrini askeri gücü, diger 9 paylasim bölgesi ise bazi farkliliklar gösterse bile onlari saymak yorucu olabilir. Kendi bölgesindeki her kral kendi sehrine sahip ve halki üzerine mutlak güç sahibi, yasama gücüne, istedigini cezalandirma ve öldürme hakkina sahip. Aralarindaki rütbe farkina ve ikili iliskilere göre Poseidon'un emirleri onlara yardimci oluyor. Bunlar ilk krallar tarafindan orichalcum sütunlara yazilmis ve adanin ortasina yerlestirilmis. Poseidon'un tapinaginda krallar nereye toplanirsa her 5 veya 6 yilda , her tek veya çift sayiya esit onur veriliyor.
Ne zaman krallar bir araya gelseler ortak çikarlarini tartisirlardi. Eger biri günah islemisse sorusturuluyor, yargiya havale edilir ve birbirlerine kefil olunurdu. Tapinakta dizilen iri yari adamlar olur. 10 kral tapinakta yalniz birakilir, tanriya dualar yapildiktan sonra, ona uygun kurban yakalanir, iri yari adamlara teslim edilir. Onlara silah verilmez ancak ancak tahta ve kement verilirdi. Kurbanini yakalayan avci sütunun tepesinde çikar ve kutsal bir kanit gibi bogazini kestigi kurbanin kanini asagiya akitirdi.
Sütunda, yasalarin disinda, söz dinlemeyecek için yemin, yalvarma yazisi bulunurdu. Öldürmeden sonra buna alisik olan avci organlarini yakar. Bir çanak sarap doldurur., içine akitilan bir yudum kan tüm sütunlarda dolasir ve içilir. Diger suçlular daha sonra atese atilirdi. Altin çanaktan içki içilir ve her sey atese itilaf edilirdi. Sütunlarin yasasina göre yargilama yapilacagina yemin edilir. Günah islemis olanlar cezalandirilir, kurallara karsi gelenler, onlara emir verenler verilen emirlere uymayanlar, babalari Poseodon'un yasalara uymayanlarin cezalandirilacagi bildirilir. Bu kendilerine ve torunlarina önerdikleri ibadet sekliydi. Ayni zamanda içmek ve kupayi tanrilarina adamak ve onun tapinaginda içmek, ne zaman tatmin olur ve kurbanin yakildigi ates sönerse herkes en güzel gök mavisi gök mavisi giysileri giyer. Yere oturur, kurbanin atesindeki köz üzerine yemin eder. Tapinaktaki atesi söndürür. Adalet alir ve verir. Eger herhangi bir suçlama getirirse, kendi cümlelerini gün yarisinda altin tabletlere yazar ve cüppelerini anit olarak adarlardir.
Tapinaklar hakkinda krallari etkileyen birçok özel kanun vardir. Ancak asagidakiler en önemlileridir. Hiç kimse birbirine silah çeviremez. Kraliyet evini yikmak veya ele geçirmek isteyen olursa herkes yardima gelmeyi kabul eder. Tipki kendi atalari gibi, savas hakkinda ortak karar alinir ve üstünlük Atlas'in soyuna verilir.
Kral kendi akrabalari üstünde yasam veya ölüm karari verme gücüne sahip degildir. Çogunlugun düsüncesine saygi göstermek zorundadir. Tanrilarin kayip ada Atlantis üzerine koydugu kati güç daha sonra asagidaki geleneksel nedenlerden dolayi bizim topraklarimiza da siçramistir.
Uzun yillardir, uzun süredir ilahi doga sürekli onlardaydi. Yasalara itaat ettiler. Tanrilar karsisinda etkilendiler. Onlari yaratti, dogrulugu sahiplendiler ve büyük ruhun yer yönüyle, nezaketi bilgiyle birlestirerek hayatin çesitli evrelerinde hep alis-veris halinde oldular. Erdem hariç her seyi hor gördüler. Hayatlarinin var olan haline çok az sey kattilar. Altini ve diger ganimeti az düsündüler. Bu onlara bir yük gibi göründü. Lüksten sarhos olmadilar. Zenginlik onlarin kontrolünü yok edemedi. Akli basinda oldular.
Bağlantı

2009-06-13 20:55:42 - ......

Yazan: isimsiz
Anlattıklarımı dinlemiyorsun.....
-------------------------------------------------------------
:)

Düzenleyen amozonik gün: 13/6/2009 saat: 21:03
Bağlantı

2009-06-13 15:38:02 - ......

Yazan: akheneton
Gözler yine akmak isteyen yaşlarla doludur geçtiğine sevindiğin bir günün sonunda kendinle başbaşa kaldığında.Bütün insanlar delidir,o halde bütün aynaları kırmalı ve kapanmalı demiş usta ya kendini kapatmak,kendine kapanmak nasıl olacak ya, eğer yaşadıkları insanın yansıttığıysa.!Kendini kontrol edip etmemek arasında gidip gelen bir kaygıdan yaşamayı unutur,yaşamayı özler insan.Duygu karmaşalarının birbirine benzeyen benzemeyen hayaletlerinin içerisinde bir hayat yol yürümesi için otur/kalk derler ödüllendirirler,cezalandırırlar insanı ,geçmişin cezadan başını kaldıramamışları.Cezalarını böyle çeker çektirirler...
Dışarıdan demirden bir kuşun sesi geliyor,ağır bir kanat sesi yüreğime dokunan,özlemimin saçlarını çekiştiriyor kanat vuruşları.Üç kartanesi dökülüyor avuçlarıma,üç küçük kartanesi ve hiç erimeyen kar soğukları arasında donuyorum sanki.Kimine kardelen olmayı öğütlemiş hayat,özlem dağlarının doruklarında kardelen olmayı başarabilirsen evlât orada gördüğün yüzü affedebilecek kadar büyümüş olacaksın belki...
Bir yanda ruhu sarıp sarmalamış bir aşk,yani hayatın içine aşk karışana kadar diyorum...
Ölüm ,içerine saf aşk karışana kadardır.
O zaman anlarsınız ancak...
Eğer şanslılardan isen..Kat kat özlem sarmalar/sada ruhunu,gülümsediğin çiçekler anlattığın ağaçlar en iyi anlayanlardır seni.Bir hayat dolusu özlem yürür ayaklar yine de özlediklerine kavuşamadın da yolun sonunda eline tahta bir kukla ile bir sen çıktın karşına dokundun orana burana,yolun sonunda kendine kavuştuğunda ,özlemeyi de unutmuştun.
Merhaba zavallı..

Şaşkındır,şaşkınların şaşkınlığına gülmektedir bugünlerde hayat, insan denen mahlûkat,hayat'ın 'kardeşim' dediği yaşam'a adını hoşlantı dediği bir yalanla musallat...!Yaşam ihanet eder mi hayat'a,uyar mı insan'a ..bilinmez..


Düzenleyen amozonik gün: 13/6/2009 saat: 19:39
Bağlantı

2009-06-13 15:20:46 - evlilik

Yazan:

Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız.
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız.
AMA bırakında bunca beraberliğin yanında biraz da boşluklar olsun.
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolabilsin aranızda.
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın.
Bırak yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun sevgi.
Birbirinizin kadehini onunla doldurun, ama aynı kadehe eğilip içmeyin.
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın.
Şarkı söyleyin, oynayın, eğlenin birlikte ,
Ama ikinizinde birer yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır.
Hep yanyana olun, ama birbirinize asla sokulmayın;
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır.
Çünkü selvi ile meşe birbirinin gölgesinde yetişmez
Bağlantı

2009-06-13 15:18:23 - ...........

Yazan: CİBRAN
özenle besledim onu

Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle..

Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.

Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi, ve dünyayı
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya..

Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecemlerimiz.

Ve hüzünmle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluduydu ezgilerimiz.

Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlarda olurudu, çünkü soyluydu hüznüm.

Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yanlız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.

Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artk şarkılarımı dinlemeye.

Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
"İşte bakın, burda yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam."
Bağlantı

2009-06-13 13:14:17 - madde

Yazan: akheneton
''Madde ile hayaller kuran ,evlenmek isteyen, evlenmiş bir insanın metresi olmayı kabul ediyorsanız,ya maddeyi seveceksiniz,ya çekip gideceksiniz...İlk eş madde ise o size karşı daima kazanır.Çünkü madde, her yönüyle cilveli,işveli,cazip,uğruna çok şey yapılabilecek ve yapılan bir eştir...Önce güzel hayallerinize ulaşır işe buradan başlar,sonra enerjinizi,zamanınızı,hayatınızı ,mutluluğunuzu,en sonunda ise herşeyinizi alır ve sizi ömrünüzün son günlerinde bir enkaz gibi bırakır.. Kişi ulaşamıyorsa peşinden gidecektir sürekli aldatılırsınız,ulaştığında kaybetmek istemeyecektir ikinci plana düşersiniz,tamamı ile elde ettiğinde ise sizi görmeyecektir,tükenirsiniz.......''

akheneton


Düzenleyen amozonik gün: 13/6/2009 saat: 14:28
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Son Yazılarım

sakin kırlık dağlık/son

Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler