''Bazen bir düş çiçeği açar ellerimde ,ay gibi bir sevda yüzü yansır yüzüme.Bilirim ki dünyanın keşmekeş hali böyle düş keşi ediverir insanı...''
Düş keşi,düş keşişi.. Keşkeler başlar bu alemde...Çölün ortasında kurulan nehirler,hiç kimsenin yaşamadığı aşk hikayeleri...
Çok düş kuran görüyorum çevremde.Ben de düş kuruyorum bazen...Ellerinde çaresizlik timsali düşünceleri ile 'kılını kıpırdatmamak' gerçeğinin içerisinde deryalara sığmayan hayallerini pazarlamaya çalışan gerçek şarlatanları düşlüyorum.Böylesi kanlı bir dünyanın,can pazarının ortasında, eller ,kollar kopar iken kopan ellere ,kollara,ayrılan yüreklere hiç bir şey olmamışçasına bakan ve şeffaf elbiseleri ,kıvrak vücudu ile ağacın arkasından ,elinde meyve tepsisi ile fırlayan buğday tenli ve tanrıça gibi sevgilisi ile sabahlara kadar çılgınca şarap içen düşbazların başına esen bir rüzgar ve bir kabak düşlüyorum.Ve ağaç ta bir kabak ağacı. Öyle böyle değil anlayacağınız. Bildiğiniz balkabağı.Hani şu Adapazarı'ndan geçer iken Pamukova civarında yol kenarındaki insanlarımızın sattığı türden bir balkabağı.Saat on iki de araba olmuyor böylesi.Bir bakıyorsunuz gerçeğin ta kendisi...
Alın ,bir kaç kafaya inen balkabağı örneği:
''Soğuk bir kış gecesi ,çok mecbur kalmadan geçmeyeceğiniz bir köprünün dibinde bir çocuk elinde tiner poşeti ile soğuktan donmuş olarak ölü bulundu...''
Bir başka ses yükselir:
''Bir kış sabahı bir kapının önüne bırakılan bir bebeği, dört sokak köpeği nefesleri ile ısıtarak donmasını engelledi.''
Ve bir diğeri:
''Dört çocuk halâ bulunamadı ve son 5 ay'da kaçırılan çocuk sayısı altı yüz'ü aştı.'
Ağlarsınız bunu izlediğinizde hüngür hüngür ağlarsınız.Bir düş kurbanı mı idi o bebek,hangi düşün son nefesi idi o donmuş çocuk.Kaç çocuğun kanlı gözyaşları idi gerçekleşen düşleriniz?
Yetmez parmaklarınız yetmez,sayamaz,hesabını veremezsiniz.. Gidiniz orada bir eşcinsel var erkekliğiniz ile bütün gece dalga geçen... Bir şişe şampanya da benden söyleyiniz..Bir kadeh viski veya... Bir sirtaki benim için patlatınız,bir kaç tabak ta benim için kırınız...
Nasılsa sizin yerinize de bir çikolata veren bulunur o miniklere...
Bilir misiniz? Her düş her yerde kurulmuyor.Ya da herkesin hakkı yok düşlemeye..Düş katilleri sinmiş içimize.Kimlerin düşünün gerçekleşmesi idi o bebek o çocuk ölümleri...
Hep düş kurmaktan bahsederiz,güzeldir düş dünyası,sonu hep gökten düşen elmalar ile biten masallar diyarı...
Oysa ben hala gerçek düş'ün o yol kenarındaki kabakları satan o yaşlı teyzeler olduğunu düşünüyorum.Onların yanındaki küçük çocukları görmek olduğunu düşünüyorum inatla.
Oysa ben hala Antalya'da Sümer Tilmaç çiftliği civarında araba ile bir su almak için durduğumuzda bana ''bu elma bizim bahçedendir,alın tadın,bizimdir'' diyen amcayı görmek olduğunu düşünüyorum düş'ün...
Nehir kenarında hamile imiş gibi karnımı çıkartıp ta oradaki kocaman incir ağacından çatlayana kadar incir yiyip ellerim yapış olduğunda yol kenarında sürekli akan çeşmede ellerimi yıkamak olduğunu düşünüyorum...Hani işin esprisi diyorum 'amma çok yedin' diyen olur ise.Bebek var derim.
Oysa ben hala düş'ün, çok büyük bir olay olmadan ekranlarda dahi görmeyeceğimiz dağlardaki insanları bilmek olduğunu düşünüyorum...
Oysa ben düş bekçilerimiz olduğunu düşünüyorum Gabar'da... Bizim düşlerimiz için düşleri ile birlikte toprağa gömülen vatan evlatlarımız olduğunu düşünüyorum.Ellerinde bebekleri ile eşini düşleyen asker eşlerini ,annelerini,babalarını.Kanlı gözyaşlarını.
Bir çok düşümüzün gerçekleştiğini düşünüyorum aslında... Düş'ün burada gerçeğin ta kendisi olduğunu düşünüyorum... Kerameti kendine olmayan düş keşişleri olduğunu düşünüyorum sonra...
İçine giriyorum masalların ,ne kadar tanıdık ne kadar bizden.... Yakaladığı prensesi öpen prenslere ,Hansel ile Gratel'i kazana iten cadılara,kırmızı başlıklı kızı yiyen kurtlara soruyorum...
''Ben büyüyünce' diye bir romana gidiyorum sonra; Erek'i vuran kan davalılarına soruyorum...
Hangi düş'tü bu kadar düş'ü öldüren?
Hep hayaller,düşler ya:
''Kaç düş'ü yok ettim diye düşünen var mı?'' ''Sizlerin öldürdüğü düşlerdir bugün bütün düşler'' ''Düşünen var mı?''
Allah çarpar adamı... İçinizdeki bazı düşlere ''dur'' demenin vakti gelmedi mi artık?
Bu dünyada sağ iken soğuktan donmak üzere,açlıktan ölmek üzere olan bir gerçeğin gerçekleşen düş'ü olmayı dene...
O masalların hepsi gerçekti ! Bunun için herkes keman çalamaz...
KELEBEK GİBİ UÇARIM,ARI GİBİ SOKAR:)
Yazan: Tarih: , Saturday, Şubat 28, 2009
Yine bir gün (alıştınız siz benim masallar genelde Nil kenarında geçiyor)Nil kenarında Aton'un gözbebeği Nefertitiyi unutmuş, Çalparalarıyla dans eden kıvrak Hatti kadınlarını düşler (ne fenayım),ölmek isteyen Veronika'yı cam tabutunun içerisinde bir hayat öpücüğü verip kurtardığımı hayal eder,İnannaya kırma çocuklar doğurtmayı hayal ederken ,yine bizim yılan oynatıcısının kızı var görmeyin faniler ,teni bronzmu bronz,yüzü ayın ondördü gibi elinde bir meyve tabağı ve ince beyaz keten elbisesi ile yanımda bitmesin mi.O'na hiç bir zaman güvenemediğimi itiraf etmeliyim.Nefertiti'nin yanına yardımcı olarak aldığı ve yetiştirdiği bu güzelliğin bakışlarından 'ben bir Hatti ajanıyım'' gibisinden uyarılar alıyordum.Bizim zamanlar değişen dünyanın bir tek tehdit unsuru var o da Hitit saldırıları,aklımda da yaşam merkezimin yerini değiştirmek fikri var.(başkenti taşımak)Rahipler kapitalist oyunlara alet,büyücüler ise bu oyunlar için bütün hünerlerini sergileyip karanlık ülkelerden getirttikleri otları tablet yapardı.Ben tabağı aldıktan sonra kız elinde tepsisi ile ,üzerindeki ince keten şeffaf elbisesi ile arkasını döndü ve tepsiyi yere bıraktı,belindeki gamzesini açıkta bırakan bir sırt dekoltesi ile o an bir şiir kazıtmak istedim (yaz bunu ileride 'haydı gamzelim,gece yanar tenim,bu gece dans edelim'şarkısı olacak.Ayağa kalktım ve içimde bastıramadığım bir duygu ile yanına yaklaştım,omuzlarımı kavradım,bana döndü ve elinde sakladığı minik bir şekeri uzattı.
-Bu nedir güzellik?
-Bu aşk şekeridir kralım,bu şekeri yiyen bütün istediklerine kavuşur.
-Ben zaten bütün istediklerime kavuştum güzellik.
Siz diğerlerine göre bağışlanamayacak kusurlar işlediniz bu şeker sizi bütün kötülüklerden koruyacak bir tılsımdır.Bu şekerin içerisinde güneşin anahtarı gizlidir,sizin güneş hayalleriniz artık içinize sığmadığının farkındayım,şimdi bunu yiyin ve güneşi yaymaya başlayın.
Kız o kadar büyüleyici idi ki şekeri aldım,tam ağzıma atacak iken...
HAYIR!
O an'a keskin bir el,elime vurdu şeker yere yuvarlandı ve aynı el
kzın iki elini arkasında kilitledi,bir eli ile kızın bileklerini sıkıca kavradı ve diğer eli ile perukasını çekerek çıkarttıktan sonra salınan saçlarını bileğine dolayarak başını geriye çekti;
-Bana bak,seni yılanın kızı...UYAT!
dedi,kulaklarına fısıltıyla...
-Seni yanıma aldım...sen..
Ürktü kız...
Ama kraliçem!
diye fısıldayabildi...
Kzı kendisine çeviren Nefertiti'nin yumruğunu suratına patlaması bir oldu.
-Şimdi o şekeri sen yiyeceksin ,yılanın kızı ye ve güneş ol !
-Ama kraliçem...
-Ye ve güneş ol...!
Ve şekeri ağzına attıktan bir süre sonra bayıldı...!
-Seni küçük domuz.Seninle yarın tapınakta görüşeceğiz.
Yanına gitti ellerini tuttu,gülümsedi...
-Ama öylesine küçüksün ki henüz...
İki kölesini çağırdı.
-Bunu götürün,üç günlük ilaç verin uyusun,bununla çok işim var,sonra ilgileneceğim.Uykusunda labirentleri dolaşmasını sağlayın.
Birden bana döndü.
-Seni avcı toplayıcı devirden beri sadece düz bakmaya alışmış adam:))İyi ki ben varım.Bu tapınağa kraliçe olmayı başarmış bir kadına kim kül yutturabilir sandın.Bu kıza seni öldürmek istediğimi ve bütün Mısır'ı başrahiple birlikte yönetmek istediğimi söyledim ve o şekeri ben verdim.Bu tapınağa alınan her bir kişi akla hayale gelmeyen güvenilirlik testlerinden geçer,ancak o testleri aşabilenler benim içerimdeki güneşi görme ve tapınaktaki sırlara vakıf olma imkanı elde edebilirler.O güneşi görebilen bir tek kişi var,o da sensin...Senin güneş için şeker yemene gerek yok ,sen zaten güneşsin.Tanrı bu sırrı bunun için sana verdi !Bu kızın gerçek adı uyat değil
..
-Ama bunu nasıl öğrendin?
-Bunu öğrenmem için birşey bilmeme gerek yok,sadece bunun olma ihtimali olduğunu bilmem yeterli.İleride buna ''tarih aşağılık kompleksinin,entrikaların,yalanların tarihidir''denilecek.Bu kızı niçin yanıma aldım sanıyorsun?Dedesi büyükbaban zamanında tapınaktan kovulmuş bir Hatti kölesi.Zamanla kaynamış ama herşey aslına döner unutma...
-Peki O'nu niçin öldürmedin?
-Yarın torunların bir şekerle öldürülebilir ve her zaman bir Nefertiti olmayabilir.Bu kin ve nefretin boş olduğunu gösterebilmek için örnek olmak gerek dğeil mi..Büyükbaban bir hata yaptı ve düşman yarattı.O'nun suçu yoktur.
Kimsenin yok...
-Dedi,ben tabi yine kraliçemin bu zekası karşısında kanatlanıp uçmak istedim.
Veronika'yı doktora götürüp kurtarmak istedim,prensese sadece dokunmak ve Hatti kadınlarını ise bilet alarak izlemek sadece.Hep derim hep...
O bir tanedir ve hiç kimse O'nun gibi olamaz.Her seferinde yeminler ediyorum hele çalparalı olanları izlenmeye değer,bi kere de İnanna'nın hışmından korumuştu beni..
Ve Aton bana üç firavun asası verdi.Ve sadece benim bu üç asayı taşıma şansıma sahip olduğumu söyledi,bunlardan ikisi elinde ama birisi hep yanında,önünde,ardında olacak ve o seni taşıyacak dedi...ama sen hep özgür olacaksın dedi:
Nasıl olur bir asa beni nasıl taşır dedim...
Gerçekten de Bunlardan birisi ülkemi hep refah ile,barış ile,adalet ile idare etmemi,
diğeri ise adaletsizliklerin üzerine bir yıldırım gibi düşmemi sağladı.
Ama üçüncünün peşindeydim ve birgün anladım ki..
Üçüncüsü bütün haylazlıklarıma rağmen benim yanımda,önümde,ardımda olan ama beni hep özgür bırakan Nefertitiydi...
O en değerlisiydi...O'nun için onun gibi kimse olamaz !
Aton hepinizi korusun.
Tanrı herkese dilediğini gerçekleştirme gücü kudreti kuvveti bir de kendisini tamamlayıp bütünleyecek,taşıyacak bir yol arkadaşı versin...