Doyulmazdır,uğruna bir Cumhuriyet'lik ölmek/Aquarius - Blogcu




Doyulmazdır,uğruna bir Cumhuriyet'lik ölmek/Aquarius

17/9/2008 - DAVRANIŞ NÖROLOJİSİ

Kategori: BEYİN
DAVRANIŞ NÖROLOJİSİ

Erciyes Ünv. Tıp Fak.
Yrd. Doç. Dr. Füsun ERDOĞAN

Davranış nörolojisi beyin hastalıklarına bağlı olarak serebral dominans fonksiyonlarında ve bunların rol oynadığı davranış biçimlerinde görülen bozuklukların incelenmesidir. Davranış nörolojisi deyiminden çoğu kez davranışların nörolojik temellerinin yada beyin ile ilşkilerinin araştırılması anlaşılmaktadır. Bu anlam tümü ile yanlış olmasa da davranış nörolojisinin pratik alanını ve gündelik uğraşının niteliğini yanlış belirleme tehlikesi içermektedir. Bu anlam günümüzde nörobiyolojinin ve biyolojik psikiyatrinin uğraş alanı içine girmektedir. Davranış nörolojisi ise beyin hastaları ve beyin hastalıklarının bulguları ile uğraşmaktadır. Davranış nörolojisi davranış ve ruh bilimlerinden kaynaklanan bir disiplin değildir.


SEREBRAL DOMİNANS:
Serebral dominans kavramının özünü birbirine çok benzer yapıda olan iki beyin hemisferinin birbirinden çok farklı fonksiyonlar ortaya koyabilmesi gerçeği oluşturur. 1860’larda Brocca konuşma kaybına yol açan lezyonların sol beyin içinde olduğunu göstermiş, ardından Wernike ve Dejerine anlama, okuma ve yazma bozukluklarının da aynı hemisferle ilgili olduğunu saptamışlardır. Serebral dominans sol hemisferin lisan fonksiyonlarındaki dominansı ile özdeştir. Sol hemisfer dominant, sağ hemisfer ise non-dominanttır. Bunun sonucu olarak sol hemisfer hastalığı olanlarda lisan bozuklukları gözlenirken aynı duruma sağ hemisfer hastalarında rastlanmaz. Dominant hemisfer içinde lisan fonksiyonları ile ilgili özel alan ve bağlantı yolları vardır.Özel alanlar arasında frontal lobdaki 44. alan, temporal lobdaki 22. alan ve parietal lobdaki 39. alan önemlidir. Bu alanlar arasında bulunan bağlantı yolları ( örneğin Brocca ve Wernike alanları arasındaki ve Wernikce alanıyla angüler girus arasındaki bağlantı yollarıyla, özel alanların talamus, bazal ganglionlarla olan bağlantıları)dominanat hemisferin lisan ile ilgili anatomik organizasyonunu pekiştirir. Bu anatomik organizasyonun etkilenmesi çeşitli türden lisan bozukluklarına yol açarken dominant hemisfer içinde yer alan ancak lisanla ilgili organizasyon dışında kalan lezyonlar (ör: ön orbital, orbitofrontal, üst parietal, lateral okssipital, kapsüla interne ve subtalamik lezyonlar) lisan bozukluğuna yol açmaz. Serebral dominans ile ilintili diğer bir faktör baskın el kullanımıdır. El kullanım baskınlığı hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Genetik faktörler belirleyici rol oynar.Özellikle motor beceri fonksiyonu olarak kabul edilen konuşmanın gelişiminin el kullanım becerisinin gelişimi ile yakından ilişkisi vardır. Buna göre sağ elini baskın olarak kullanan insanların pratik açıdan hemen hepsinde(%99) lisan için baskın rol oynayan hemisfer soldur. Sol elini baskın olarak kullananlarda ise sol hemisfer dominansı %70-80 dir.
Serebral dominansın sağ hemisfer açısından anlamı nedir? Jakson sol hemisferi hastalanarak lisan yeteneklerini yitiren hastaların etrafları ile emosyonel açıdan, yani sessiz fakat anlamlı bir iletişim kurdukları gözleminden yola çıkarak bu fonksiyonların sağlam kalan hemisferden kaynaklandığı düşüncesini ortaya atmıştır. Kallozotomi yapılan hastalarda sol ellerine verilen kalem ile küb şekli çizebilen ve geometrik parçalarla anlamlı bir bütün oluşturabilen hastaların aynı işlemi dominant olan sağ elleriyle yapamadıkları görülmüştür. Bunun açıklaması, konstrüksiyon fonksiyonunda dominant olan sağ hemisferden, bu beceriyle ilgili motor liflerin kallozotomi ile kesilmiş korpus kallozumun ön bölümünden geçemeyerek sol hemisfere ulaşamamasıdır.

Sağ hemisferin dominant olarak ortaya koyduğu fonksiyonlar şunlardır:
Dikkat, oryantasyon,
Motor kalıcılık,
Konstrüksiyon,
Topografik oryantasyon,
Müzik yeteneği ve algılanması,
Non-verbal bellek
Diğer hemisferle paylaştığı fonksiyonlar
Anlama,
Prozodi,
Praksis

Beyin- davranış ilişkilerinin çözümlenmesinde 3 temel kural vardır:

1. Beyin hareket ve beş duyunun olduğu gibi düşünce ve davranışın da organıdır. Beyin bu fonksiyonlarını hiç birisi için değişmeyen bir özellikle, anatomik farklılaşma özelliği ile ortaya koyar.Beynin fonksiyon türü olarak adlandırılabilecek her özel aktivitesinin bir lokalizasyon ile ilişkisi vardır.
2. Fonksiyonel nöroanatomi hareket ve beş duyunun beyindeki merkezlerinin öğrenilmesiyle bitmez. Bu organizasyon ve bunun bilgisi beynin birçok diğer fonksiyonunu öğrenebilmemizin gerekli alt yapısını oluştururlar. Beyin hemisferlerinin özel fonksiyonlarını öğrenebilmemizin tek yolu, hareket ve beş duyunun fonksiyon türü olarak ve anatomik organizasyonları bakımından yüksek serebral fonksiyonlarla karşılaştırılmasıdır.
3. Davranış, çevre ve eğitim faktörleriyle aşırı etkileşim içinde şekillenen karmaşık düzeyde bir beyin aktivitesinin genel adıdır. Bu karmaşık beyin aktivitesi temel ve yüksek serebral fonksiyonların üzerinde ve sayesinde şekillenir.Örnek olarak alınan davranış biçimi temel ve yüksek serebral fonksiyonlar açısından elemanlarına ayrıştırıldığında bu katkı görülebileceği gibi, böylelikle o davranış biçiminin ortaya konulmasında rol alan biyolojik mekanizma ya da lokalizasyon da tahmin edilebilir.

AFAZİLER

Beyin hastalıklarına bağlı olarak lisan fonksiyonlarında görülen bozukluklar afazi adını alır. Afazi nöroloji tarihinde beynin fokal lezyonları ile ortaya çıkan ilk sendrom olarak tanımlanmıştır ve bu sendromu tanımlayan Broca ise beyinde patolojik lezyon tanımlamasını yapmış ilk kişidir. Afazinin diğer lisan problemlerinden ayrılmasında iki yaklaşım söz konusudur. Bunlardan biri lisan bozukluğunun ortaya çıkma koşulları yada tarzının ikincisi ise oluşan bozukluğun içeriğinin değerlendirilmesidir. Lisan bozuklukları erke çocukluk döneminde oluşabilir. Bu durum en erken konuşmada gecikme ile başlar. Daha sonra okuma ve yazma problemlerinin de eklenmesi ile karmaşık bir hal alır. Genellikle doğum öncesi ve doğum sırasındaki nedenlere bağlanabilen ve çoğu kez diğer nöroljik anomaliler ile birlikte grülen bu tür lisan bozuklukları gelişimsel lisan bozuklukları kavramı altında değerlendirilir.Bu durum bir fokal etkiden çok genel olarak beyin gelişimini etkileyen sebeplere bağlıdır.Çocukta ortaya çıkan doğumdan sonra oluşan patolojilerle uyumlu afaziler prognoz yönünden gelişimsel lisan bozukluklarından oldukça farklı tablolardır. Beyni doğuştan sağlıklı ve edinsel bir nedenle dominant hemisferi etkilenerek afazi oluşan çocuklarda sağlıklı beyin matürasyonu dolayısı ile afazinin kalıcı olma riski yok gibidir.
Bazı psikiyatrik hastalıkların seyri sırasında lisan içeriği bozulmakta ve bu tablo afazilerle karışabilmektedir. Örneğin şizofrenik hastalardaki laf salatası şeklinde konuşma akıcı ancak anlam açısından oldukça karmaşıktır ve Wernike afazisi ile kolayca karışabilir.
Kognitif fonksiyonların genel yıkımı içinde ve bazen de onlardan önce yavaş ilerleyici biçimde oluşan lisan bozuklukları üçüncü örneği oluşturmaktadır. Bu gibi durumlarda tabloya eşlik eden bellek ve oryantasyon bozukluklarının yanısıra beyinde lisan bozukluğuna yol açabilecek hemisferik yada hemisfer içi lezyonlar yerine genel beyin atrofisinin ön planda olması klasik afazi değerlendirmesinin dışına taşan unsurlardır.
Lisan bozukluğu olarak neyin algılanması gerektiği önemli ve tanıya yardımcı bir konudur. Afazi ile dizartri karıştırılabilir.Konuşma kaslarının motor nöronlarının, nöromüsküler kavşağın, kasların kendilerinin, ekstrapiramidal sistemin, serebellumun hastalıkları ile oluşan dizartriler konuşmanın pür hastalıklarıdır. Bunun dışında anlama, isimlendirme, okuma-yazma gibi fonksiyonlarda görülen bozukluklar afazi ile bağlantılıdır.
Lisanın pür bozuklukları sadece dizartri ile sınırlı değildir.Okuma ve yazma fonksiyonlarının sonradan, beyin hastalığı sonucu kazanılmış bozuklukları olan aleksi ve agrafiler bu tür izole etkilenmelere örnektir.
Afazi tek bir klinik tabloyu ifade etmemekte , farklı lisan fonksiyonlarının farklı şiddetlerde etkilenmeleriyle oluşan bir dizi sendromun ortak ismi olmaktadır.

Klasik lisan zonunun etkilenmesiyle ortaya çıkan afaziler:
1. Broca Afazisi:Bu sendromun en önemli özelliği konuşmanın tutuk ve zorlu olmasıdır. Bu tutukluk hiç ses çıkaramama anlamında değildir. Ancak hiç ses çıkmaması şeklinde de motor afazi olabilir. Konuşma tutukluğuna ek olarak diğer lisan fonksiyonlarının etkilenmesi de kuraldır. Lezyon frontal lob içinde presantral girusun hemen önündedir. Bundan dolayı hemen daima sağ hemipleji yada yüz ve kolda hakim hemiparezi ile birliktedir.
2. Wernicke Afazisi: Bu afazinin iki özelliği karmaşık ancak akıcı konuşmanın varlığıdır. Bu afazi tipinde lezyon temporal ve/veya temporoparietal yerleşimlidir. Dominant temporal lop işitsel ve verbal uyarıların algılandığı ve çözümlendiği beyin bölgesidir. Ayrıca Wernicke alanının (22.alan) konuşmanın anlamlı bir şekilde kodlanması ve dikte edilmesinden sorumlu olduğuna inanılmaktadır. Ağırlıklı temporal lop etkilendiğinde işitsel anlama, parietal lopta hasar olduğunda ise okuyarak anlama bozukluğu ön plana geçer. Wernicke afazisinde hemiparezi olasılığı zayıftır. Wernicke afazisinin prognozu Broca afazisine göre daha iyidir. Çünki anlama fonksiyonunun konuşmaya oranla beyinde daha yaygın biçimde organizasyonu vardır.
3. Kondüksiyon afazisi: Broca ve Wernicke alanları arasındaki bağlantı bozukluğu sonucu oluşur. Bu iki alan arasındaki iletim duyulan sözün tekrarlanmasına izin verir. İletimin sağlanması fasikülüs arquatus lifleri ile olmaktadır. Bu afazide tekrarlama fonksiyonu diğer lisan fonksiyonlarına göre belirgin şekilde bozulmuştur.
4. Global Afazi: En ağır lisan bozukluğudur. Lezyon sıklıkla dominant hemisferde lisan alanları ve bağlantılarının bulunduğu üç lobu etkilemektedir.
Klasik lisan zonu komşuluğunda veya dışında olan lezyonlarla oluşan afaziler: Bu afazilerin nedeni lisan ile ilgili ana merkezlerin diğer kortikal alanlar ve subkortikal yapılarla olan bağlantılarının yoğunluğu ve yaygınlığıdır. Bu nedenle dominant hemisferi medial yüzünün, parietooksipital korteksin ve subkortikal yapıların etkilenmesi ile afaziler oluşur.

ALEKSİ VE AGRAFİLER
Bu iki patoloji, okuma ve yazma fonksiyonlarının edinsel olarak, bir beyin hastalığı sonucu kaybını ifade eder. Sol inferior parietal lopda angüler girusu içine alan bölgenin hasarında görülürler. Pür agrafi yada aleksi de görülebilir. Gerstmann Sendromu: agrafi, sağ-sol dezoryantasyonu, akalküli ve parmak agnozisinden oluşur.

APRAKSİLER
Bir beyin hastalığı sonucu önceden kazanılmış motor beceri yada yeteneklerin ortaya konulmasında yaşanan güçlüklerdir. Bu beceri bozukluğu emirlerin anlaşılmasında, kas gücü yada koordinasyonunda herhangi bir problem olmaksızın ortaya çıkar. İki şekilde görülebilir:
1. Önceden kazanılmış beceri işlevlerinin ortaya konulması ile ilgili motor bozukluk: Kişi ne istendiğini anlar, vücudunda güç ve koordinasyon bozukluğu yoktur, anca istenileni yapamaz. Bunun nedeni motor korteksteki planlı işlevlere ait programların ve belleğin bozulmasıdır. Bu tip apraksiye ideomotor apraksi adı verilir.
2. Bu tip apraksi becerinin ortaya konulmadan önceki tasarlama aşaması ile ilgilidir. Buna ideasyonel apraksi adı verilir.

AGNOZİLER
Beyin hastalığı sonucu ortaya çıkan tanıma bozukluklarıdır. Agnozi tanımına uyacak bir bozukluğun varlığından söz etmeden önce o kişide tanımayı sağlayacak temel duyu girişinin sağlam olduğundan emin olmak gereklidir. Agnozi tek tek duyu modalitelerine has bir tanıma zorluğudur. Yani pratikte bütün duyuları kapsayan total bir agnozi sendromu yoktur. Bunun nedeni agnoziye yol açan olayın kendi asosiasyon alanları ile olan ilişkilerindeki bozuklukların yol açmasıdır.Agnozinin bu özelliği, onun afazi ve demanstan ayrılmasında önemlidir. Afazide bir kişi anahtarı görsede, sesini duysa da yada ona dokunsa da isimlendiremez, çünki problem ifade zorluğudur. Agnozide ise kişi hangi duyu kanalına ait tanıma zorluğu gösteriyorsa o konuda agnoziktir. Bir beyin etkilenmesinin agnoziye yol açabilmesi için mutlaka bilateral olması gereklidir.
İşitsel, görsel ve taktil agnoziler vardır.

GÖRSEL AGNOZİLER
Görsel obje agnozileri: Nesnelerin görüldükleri zaman tanınamadıkları halde, seslerinin duyulması yada dokunulduklarında isimlendirilebilmeleridir. Görsel agnoziler bilateral oksipital yada oksipitoparietal lob lezyonlarında ortaya çıkar.
Kortikal körlük: Görsel agnoziye benzer tarafları vardır. Kortikal körlük iki yanlı oksipital lezyonlar sonucu iki görme alanında oluşan ağır homonim hemianopilerin aritmetik toplamı olarak görülebilir.Kişiler görmediklerinin farkındadırlar. Tamamen göremez halde değildirler. Bazı şeylerin gölgelerinin puslu şekillerin görülebildiğini ifade ederler.Kortikal körlüğe neden olan lezyonlar oksipital loblardan parietal loblara doğru uzanırsa körlüğün reddi ortaya çıkar. Bu tablo Anton sendromu olarak adlandırılır.
Balint Sendromu: Bilateral oksipitoparietal lezyonlardan sonra ortaya çıkabilen klinik tablolardan biridir. Hastalar genellikle kör gibi davranmakta ancak zaman zaman normal görme duyusu yoluyla elde edelebilecek detaylardan bahsetmektedirler. Bu durum gerçek bir körlükten çok algılama düzeyinde bir problem olduğunu düşündürmektedir. Sendromu oluşturan ögeler: Okulomotor apraksi, optik ataksi ve görsel dikkat bozukluğudur. Okülomotor apraksi spontan olarak gözlerini her yöne çevirebilen bir kişinin bir yöne doğru bakması istendiğinde bu işi yapamamasıdır. Bu primer bir bakış paralizisi olmayıp bir motor koordinasyon bozukluğudur. Optik ataksi görsel kontrol altında oluşan ekstiremite koordinasyon bozukluğudur. Herhangi bir motor, duyu ve serebellar bozukluk olmadan gözleri kapalı bir şekilde bir işlevi yerine getiren bir kişi gözlerini açtıktan sonra o işlevi yapmakta zorlanıyorsa bu görsel-motor bir uyumsuzluk demektir.
Renk agnozisi: Selektif bir görsel agnozidir. Oksipital lobun bilateral etkilenmesinde ortaya çıkar. Renklerin varlığına ve ne şekilde temsil edildiklerine ait kavramlar silinmiştir.
Prosopagnozi: Daha önceden bilinen yüzlerin tanınmasındaki zorluktur. Bu ilginç durumda kişiler nesnelerin görüntüsüne, seslerine ve dokunsal özelliklerine ait agnoziler taşımadıkları halde sadece daha önceden bildiklerine emin olunan yüzleri tanımakta zorluk çekerler Bilateral oksipitotemporal lezyonlarda oluşur.

İŞİTSEL AGNOZİLER
İşitsel uyaranların algılanmasındaki beyin kaynaklı zorluklardır. İşitsel agnozi için periferik işitme yollarının sağlam olması, başka türlü bir agnozinin yada konuşma bozukuluğunun olmaması ve bu duruma bilateral bir beyin hasarının yol açmış olması gereklidir.
Kortikal sağırlık: Başlangıçta tüm seslere karşı tümü ile sağır olan kişiler zamanla bazı sesleri diğerlerinden ayırt edebilir.
Pür kelime sağırlığı: Verbal materyale özgü selektif bir agnozidir. Kişiler nonverbal sesleri tanıdıkları halde konuşmayı tanıyamazlar. Pür kelime sağırlığını sensoriyal afaziden ayıran en önemli nitelik yazı yazma yeteneğinin korunmuş olmasıdır.
Taktil Agnozi: Bu agnozi için bilateral lezyon varlığı gerekli değildir. Taktil agnozilerden olan astreognozi ve agrafestezi sağ ve sol hemisferin tek taraflı lezyonlarında görülür. Sol hemisfer lezyonlu hastalarda çoğu kez afazi bu tür bozuklukların tanınmasını imkansız kıldığından pratikte daha çok sağ hemisfer parietal lob lezyonlarında görülmektedir.

AMNEZİLER
Amnezi deyimi genel mental durum tablosu içinde belleğin diğer kognitif fonksiyonlara oranla ya çok daha belirgin biçimde ya da tek başına etkilendiği durumları nitelemek amacı ile kullanılmaktadır. Bellek öğrenmenin temelinde yer alan bir fonksiyon olarak geçmiş olayların özelliklerinin geleceğe yönelik olarak birikimi ve bu birikimin gerektiğinde yeni bir bilgi türü üretebilmesidir. Bellek bozukluğu sendromları olan amneziler 4 bölümde incelenebilir:
Amnestik sendrom: Genel kognitif bir yıkımın yokluğunda bellek fonksiyonunun kaybıdır.Bu bellek kaybı hem önceden öğrenilmiş materyali(retrograt amnezi) hemde yeni öğrenilecek materyali(anterograd amnezi) kapsar. Bellek bozukluğu spesifik bir materyale karşı olmayıp tüm materyali kapsar. Amnestik sendromda bunlara rağmen ani bellek ve eski olaylara ait bellek korunmuştur. Bellek dışındaki mental durum normaldir, zamana ve mekana dezoryantasyon ve konfabulasyon vardır. Konfabulasyon bellek bozukluğunun rol aldığı bir karmaşıklık olarak geçmişteki bir anın yada enimin daha yakın dönemdeki bir gerçek ile yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Amnestik sendroma yol açan patolojiler özellikle medial temporal lobları ve bunların derinliklerinde yer alan limbik yapıları etkilemektedir.Amnestik sendroma yol açan tablolar:
Wernicke-Korsakoff Sendromu: Kronik alkoliklerde görülen tablodur. Medial temporal lobdaki mamiller cisimlerin, forniks, talamik çekirdekler ve beyin sapının etkilendiği, hemorajilerin saptandığı bir tablodur. Beyin sapı lezyonlarının varlığı amnestik-konfabulasyonlu tabloya serebellar ve ekstraoküler bulguların da eklenmesine yol açmaktadır. Vitamin B12 ve tiamin eksikliği tabloda rol oynamaktadır.
Medial temporal ablasyonlar: Epilepsi ve kronik psikoz nedeniyle tek yada iki taraflı medial temporal lobektomi yapılan hastalarda görülür. Bilateral ekilenmede tablo kalıcı olmaktadır.
Vasküler kökenli amnezi: Medial temporal lob posterior serebral arterlerden kanlanmaktadır. Her iki posterior serebral arterin bağımsız bir şekilde yada baziler arterin üst bölümünün etkilendiği durumlarda vasküler kökenli amnestik sendrom görülebilir.
Tümörler, kafa travmaları, enfeksiyonlar(herpes simpleks), hipoksik beyin hasarı kalıcı amnestik sendroma yol açabilir. Geçici amnezi nedenleri: Kafa travması, epilepsi, GİA, Migren, ilaç intoksikasyonu, elektrokonvülsif tedavi, psikojenik amnezi.
Parsiyel amnezi sendromları: Amnestik sendromdan farkı bellek bozukluğunun materyal spesifik yada bölümlü olmasıdır.
Genel kognitif etkilenme içinde amnezi
Psikojenik amnezi

TEMPOROLİMBİK EPİLEPSİLER
Temporal loblar kortikal ve subkortikal yapıları ile davranış ile yakından ilişkili olan loblardır. Kortikal yapılar anlama, tanıma ve bellek ile ilgili merkezlere sahip iken subkortikal yapıları bellek ve emosyonlar ile ilgilidir. Bu özelliklerinden dolayı temporal loblardan kaynaklanan yada yayılımı içinde temporal lobların bulunduğu epileptik nöbetler sırasında ve bu nöbetlerin arasındaki dönemde bir dizi davranış bozukluğuna rastlanılması doğaldır. İktal ve interiktal anormalliklerden oluşan bu tablo içinde yer alan bozukluklar epileptik foküsün kaynaklandığı hemisfer açısından değerlendirilirse sol ve sağ hemisferlere has iki ana tema dikkati çeker. Bunlar sol hemisfer için ideatif ve sağ hemisfer içinde emotif unsurlardır. İdeatif çizgi aşırı inanç yoğunluğu, hipermoralite, paranoid eğilimler ve hipergrafiyi içerirken emotif çizgi ise emosyonel labilite, umutsuzluk ve espirisizlik ile kendisini gösterir.
Temporolimbik epilepsinin etkilenen hemisfer tarafıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan özel ve önemli bir biçimi epileptik afazidir.
Epileptik afazi: Epilepsi ve afazi klasikleşmiş bir yaklaşımın eseri olarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Aynı olguda ortaya çıktığında aynı hastalığın birbirinden bağımsız sonuçları olduğuna inanılmıştır. Ancak epilepsi ve afazinin nedensel ve klinik ilişkiler içerisinde olduğu durumlar bilinmektedir:
a. Landau-Kleffner sendromu
b. Benign parsiyel rolandik epilepsi
c. Epileptik afazi
d. Afazik komplex parsiyel status epileptikus

Epileptik afazi için:
Kişinin lisan fonksiyonları normal gelişmiş olmalıdır,
Epizod öncesi ve sırasında primer şuur problemi olmamalıdır.
Ses çıkışı korunmuş olmalıdır.
Konuşma örneğinde parafazi gibi afazik bozulmalar olmalıdır.
Parafazik konuşmaya ek olarak diğer lisan fonksiyonlarında da bozukluklar gözlenmelidir.
Klinik tablo geçici olmalıdır.
Klinik bulgular spesifik EEG bozukluğu ile birlikte olmalıdır.
Tablo antiepileptik tedaviye yanıt vermelidir.

FRONTAL LOB SENDROMLARI
Frontal loblar beyin hemisferlerinin en geniş loblarıdır. Frontal lobun primer motor korteks ile ilişkili bölümü hareketin salt olarak varlığı ile ilişkili bölümüdür. Bu alanın lezyonları ilgili gövde bölümlerinde hareketin kaybı ile sonuçlanmaktadır. Bu alanın varlığı her türlü motor aktivitenin varlığının temel şartıdır. Ancak her türlü motor aktivitenin şekillenmesi için bu alan yeterli değildir.
Primer motor korteksin önünde yer alan premotor alan baş ve gövdenin tüm motor aktivitelerinin şekillenmesini sağlar. Bu alanın katkısı olmadan hareketin görüntüsü ve kalitesi çeşitlenemez. Praksisi ortaya koyan bu alan aynı zamanda ekstrapiramidal kortikal alandır.
Prefrontal alan ise varlığı ve şekillenmesi diğer alanlar tarafından yapılan hareketin ne zaman nerede ve ne şekilde başlatılacağına karar verir. Yani gerektiğinde başlatır, gerektiğinde bitirir. Buna ek olarak hareket biçimlerini emosyonlarla birleştirerek insana has hale getirir. Bu bölgelerin patolojilerinde psikiyatrik tabloların görülmesi tümü ile bu bölgenin fonksiyonel özelliklerindendir.Karmaşık davranış bozuklukları için hemen daima iki yanlı frontal lezyon olması gereklidir.Bilateral dorsolateral frontal lezyonlar daha çok psödopsikopatik bir tablo üretirken bilateral medial inferior lezyonlar daha çok abuli ve akinetik mutizm üretmeye eğilimlidir.


NON-DOMİNANT HEMİSFERİN DOMİNANT İŞLEVLERİNİN BOZUKLUKLARI
Sol hemisfer lisan açısından nondominant hemisferdir. Sol hemisfer hastalığı geçirerek afazik olan hastaların konuşmadıkları ve anlamadıkları halde etrafları ile emosyonel açıdan ilişki kurabildikleri gözleminden yola çıkarak bu yeteneğin hasta olmayan sağ hemisfer ile ilgili olabileceği Jakson tarafından ileri sürülmüştür.
Sağ hemisfer kavramı içinde yer alan fonksiyonlar sayısal çokluklarına rağmen ortak bir zeminden kaynaklanırlar. Bu zemin şuurluluk, oryantasyon ve dikkat zeminidir. Sağ hemisfer fonksiyonlarının hepsinin oluşabilmesi için ana bir fonksiyon şekli olan oryantasyonun korunmuş olması gereklidir. Sol hemisfer fonksiyonlarının organizasyon ve klinik çeşitliliğini yansıtan lokalizasyon gerçeği bu fonksiyonların sol hemisfer içinde çok farklı bölgelerde organize olmalarıdır. Oysa sağ hemisfer için durum farklıdır. Bu hemisferde bir bölge diğerlerine oranla daha çok sorumluluk sahibidir. Bu bölge parietal lopdur.Gerek kendi içindeki organizasyonu gerekse şuurluluk sisteminin kortikal düzeydeki ana durağı olan bu lop dikkat, oryantasyon ve adaptasyon gerektiren her durumda stratejik bir bölge olarak görev yapar.
Konstrüksiyon yeteneği bozukluğu:
Bu yetenek yapılandırma yada mimari yetenek olarak adlandırılır.Bu yetenek parçaların uzay içinde yerlerinin algılanması ve bütün içinde o yerlerde yerleştirilmesi ile ilgili, kısacası vizüel ve spasiyal oryantasyonu gerektiren bir yetenektir.

Spasiyal ve topografik dezoryantasyon:
Spasiyal dezoryantasyon kişinin kendi vücut bölümlerine ve dış dünyaya karşı ortaya çıkabilir. Bunun sonucu olarak hastalar vücut bölümlerinin yerlerini karıştırabilir ve hastane içinde kaybolabilirler. Topografik dezoryantasyon kişilerin önceden bildikleri lokalizasyonların bir şehir planı yada harita üzerinde gösterilememesi, o lokalizasyonlara ait mekan algılamasının bozulması şeklinde oluşur.

Hemineglekt ve anosognozi:
Sağ hemisfer bozuklukları sonucu dikkat ile ilgili sorunlar izlenebilir. Bu dikkat bozuklukları emir ile istenen motopr uygulamalara, dokunma ve görme uyaranlarına karşı oluşabilir.
1. Motor kalıcılık bozukluğu: Hastaların verilen basit emirlere uyamadan onlardan kolayca vazgeçmeleridir. Nedeni dikkatin yeterince toplanamamasıdır.
2. Simültan dokunma uyaranının dışlanması
3. Vizüel uyaranı dışlama
Sol beden yarısına yönelik duyu ihmalinin şiddetli olduğu durumlarda ortaya çıkan bir fenomen de hastanın şuuru açık olduğu halde hastalığının farkında olmamasıdır(anasognozi) Bu nedenle bazı sol hemiplejik hastalar yürüme isteği ile hareket ederek yataklarından düşerler.

Emosyonel Bozukluklar:
Emosyonel dışa vurumlarda ilgisizlik ve belirli bir emosyonel tonu ortaya koyamama görülebilir.Bu bozukluk emosyonların oluşması ve varlığı ile ilgili bir bozukluk olmaktan çok onların ortaya konmalarında ortaya çıkan bir bozukluktur. Şuurluluğun ve emosyonların varlığı beyinde geniş bir organizasyona sahiptir. Beyin sapının üst bölümlerinden başlayarak hipotalamus ve diensefalona uzanan geniş bir bölge içinde organize olan şuurlululuk ve emosyonlar korteks aşamasında uyaranlara göre şekillenirler. Bu bir hemisferik dominans etkisidir. Diğer bir ifade ile sol serebral korteks etkilenmelerinde apati, ve emosyonel donukluk ortaya çıkmazken, sağ serebral korteks etkilenmelerinde bu bulgular nörolojik tablonun dikkat çeken unsurlarındandır.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Son Yazılarım

HANGİ KİTAP

Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

  • GENEL KULTUR
  • A T A T U R K
  • BEYİN
  • bilim
  • buclar
  • BUKOWSKI
  • ceviri
  • D E S T A N L A R
  • DARWIN
  • deneme
  • din
  • felsefe
  • FREUD
  • guncel
  • guzel sozler
  • hikaye
  • kisisel gelisim
  • kitap
  • kozmetik
  • KPDS
  • LEIBNIZ
  • M A S A L
  • M E V L A N A
  • M I S I R
  • Mİ T O L O J İ
  • NIETZSCHE
  • OSCAR WILDE
  • oykuler
  • PLATON DEVLET
  • psikoloji
  • satranç
  • SIIR
  • SİYASAL PROPAGANDA
  • tabiat
  • tarih
  • TOPLUMUMUZ
  • voltaıre
  • ÖZEL ÇOK ÖZEL